21 Aralık 2010 Salı

Pek revaçtaki düşünsellerim

Çok değişkenim şu aralar... Garip aslında, düşününce insan sürekli mutlu olamaz. Arada geçişler olur, illa mutsuzluklar da olur. Ama insan sürekli mutsuz olabilir. Hiç de zorlanmaz bunda. Mutlu olmak özel çaba gerektirirken mutsuz olmak hiç çaba gerektirmez. Tıpkı yapmanın her zaman zor olması ve yıkmanın minicik bir hamleye bakması gibi. Dünya garip, dünya adaletsiz. Daha önce de bahsetmiştim aslında bundan, farklı konseptte elbet.


Niye böyle olduğumu merak ediyorsanız, ikilemdeyim. Materyalist bir insan olduğumu asla inkar etmedim, kanımda var durdurabildiğim bir şey değil.. :D Ama bu aralar tavan yaptı sanki. Başladığım her işin sonunu düşünmek zorunda hissediyorum. Ne kazandırır, ne kaybettirir, doğru mu değil mi sürekli sorguluyorum kafamda bir şeyleri. Şu sıralar öncelikli gündem maddemde ilişkilerin neler kazanıp kaybettirdiği var.


Bazen birileri oluyor bir şeyler oluyor, kafamda o an için o adam muhteşem, Nirvana adeta, gözümde daha güzeli yok lan! Sonra bakıyorum aslında o kadar da mükemmel değilmiş. Aslında mükemmel değilmiş. Aslında irdelersek o insanın iyiliğinden bile şüphe duyulurmuş onca eksi bir araya gelince. Başıma geldi bu birkaç kez. Sonunu çok düşünür oldum, iyi mi kötü mü bilmem...


Hep annemin kabahati aslında! :D Klişelere, kalıplara, sıfatlara fena takmış durumda. Eskiden beri böyleydi aslında. Söylerdim sevgililerimi anneme; sayardım şöyle zeki, böyle yetenekli, aman da hem de ne yakışıklı, bi de romantik sorma gitsin... Annem orta yerde dalar lafa; "Vicky hepsini geç de, çocuk necidir kızım?" Eveeet.. Vicky bu noktada tıkanır. :D "hık mık.. ee.. şey.. gitarcı anne? albüm yapcak ama?" , "sinema-tv okuyo ama ilerde çok yükselcek!" , "işletme anne ama master falan da düşünüo hem?" ... Annemden gelen yanıt;  "Olmaz! Hemen ayrıl hemmen! O seni taşıyamaz, sen hukukçu olucaksın o kenarda köşede işsiz mi gezcek? Nerde oturcaksınız? Evi arabası olcak mı? Kim geçindircek evi? Hemen bitir hemen hemen!" Sonra ben derim evlenmicez ki hemen ne bu yani, ama ona da cevap hazır; " bir iki yıla mezun olcan, hala hovardalık peşinde misin sen? Bulcaksan hukukçu bul. Hukukçu olması en iyisi, kendin gibi olur iyi olur. Hadi olmadı doktor, mühendis falan bul bari eli para tutsun.."


Ha sanki o adamları da görmedik evet! Hukukçu gördüm evet, her türünden de gördüm. Hayatımda görme olanağına en çok kavuştuğum sevgili modeli hukukçulardı zaten... Bugüne dek en çok sevdiğim de hukukçuydu, bugüne dek en büyük hatam dediğim de yine bir hukukçuydu, en ukdelerimden biri de yine başka bir hukukçuydu, hiçbirinden de bi' halt çıkmadı nihayetinde! Hani ballıydı bunlar, hani iyiydi candı? :D Mühendisini de gördük ondan da bi' nane çıkmadı, doktoru mu bekliyoruz yani nedir bilemedim? :D


Ama annem beni de materyalist yaptı sağolsun, yani zaten öyleydim ya tavan yaptı desem yeridir. Ölçüp biçiyorum sürekli, gelecek vaadeder mi? Bununla olur mu? Okul bitse neci olcak bu? Benden sonra bitirirse nolcak ben çalışcam o öğrenci mi kalcak hala? Aslında bırak yılları aylar bile sürmesi çelişkili ihtimallere bağlıyken böylesine uzun vadeli düşünmek ne kadar mantıklı onu da bilmiyorum. Okuldaki vaktim daralıyor, sanırım bu yan etkiler bundan. Hayatımın 5 yıl sonrasını falan düşünür oldum, ne büyük işi yahu! Hiç kurmazdım böyle şeyler, büyümek zor. Yeni sorumluluklar zor, düşünecek yeni problemler zor. Lise ne kolaydı halbuki! Herkes gelecek vaadederdi, kimse dershane puanını sormazdı, neyin nesi demezdi, sıfat sormazdı, harbiden kolaydı lan! :D Boşa harcamışım boşa, koskoca lise yıllarımı, 3 kocaman güzel yılımı Hurley diye bi embesili severek geçirdim. Üstelik de platonik severek geçirdim, tam ergenmişim yahu kalıbıma tükürücem! :D


Neyse ben sorunumu hala çözemedim, napcaksam artık.. What a dilemma..


P.S : Ah o Lidyalılar yok mu! Hep onların yüzünden.. Parayı bulmasalar dünya ne de kolay olurdu halbuki... :D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder