31 Ağustos 2011 Çarşamba

"Ah o eski bayraml--" Hayır ya yeni bayram sistemi olsun!!


Ne zamandır yazmamışım canlar, şu ayı kapatmadan bir şeyler daha yazmak gibi bir fikrim vardı ve insanlar da elime konu vermekte hiç zorlanmadılar sağolsunlar. Şu hangi kelimelerle kutlayacağımıza bir türlü tam olarak karar veremediğimiz güzide 30 Ağustos 2011 gününde insanlar bir kez daha zorlama samimiyetleri ile beni hiç şaşırtmadılar. Şimdi ne diyorum ben? Konuya geliyorum evet bekleyin.


Şimdi öncelikle neydi dünün numarası? Hem Ramazan Bayramı, hem de Zafer Bayramı ki bu da insanları resmi bayramlardaki "bayramınız kutlu olsun" klişesini mi yoksa dini bayramlardaki "bayramınız mübarek olsun" klişesini mi seçmesi gerektiği konusunda hayli ikileme düşürüyor. Sağcı adam dini bayrama öncelik verdiğini belirtmek için "mübarek", solcu adam resmi bayrama öncelik verdiğini belirtmek için "kutlu" kelimesini seçerken, ben kendi irdelediğim klişeler düzeninin bir parçası olmamak adına insanlara "iyi bayramlar" demeyi seçenlerdenim. orta karar, belki biraz yavşakça da bir kaçış oldu ama pişman değilim canlar! :D


Ha sonrasında bir de bayram klişeleri hakkaten beni yoran ve sıkan şeyler. En basitinden Ramazan Bayramına "şeker bayramı" lafı takılması kadar salakça bir şey yok. Bu kadar sistemin ekonomik dayatmalarına uymamak lazım, sanki Kurban Bayramında şeker verilmiyormuş da bir tek bu bayramda veriliyormuş gibi ne salak hadisedir yani? Şeker gibi bir bayram olsunmuş, o şekerler yüzünden bayramdan tiksindim! Tatlı krizi kadınsal bir olay derler ama bir de bayramsal kısmı var ki tüyler ürpertici, ama o konuya sonra değineceğim.  


Ha sonra bir başka gıcık kısım var ki bayramda herkes birbirine "Şu bayramlar da olsa görüşemeyeceğiz vallahi iyi ki var şu bayramlar" der sırıtkan bir ifade ile. Riyakarlığın böylesi... Sözde bayramlar görüşebilmeyi sağlıyor ya insanlar pek memnun bu hadiseden.. Yalan! Külliyen yalan! Ciddiyim... Be kardeşim salak mısın manyak mısın? Madem bu kadar ölüp bitiyorsun o bayramlar var iyi ki yoksa görüşemeyeceğiz dediğin elemana, neden daha sık görüşmüyorsun ki yani o zaman? Hayat mücadelesi diyorsun şimdi ama tamam haftada bir görüşme iki haftada bir görüş? Ayda bir? 3 ayda 1? Mevsimde 1? Yok.. Adam bayramdan bayrama zorrrrla görüşüyor bir de sözde bu az görüşme sistemine hayıflanıyor. Her seçiş bir vazgeçiştir canımcım görüşmemeyi kabullendiysen etrafa sevgi pıtırcığı, sosyal kelebek, sülalenin hümanisti taklidi falan yapmana gerek yok. 


Ayrıca bayramda 2134567543212345 kişi ağırlamaktan hoşlanan tek bir insan evladı da görmedim. Ha çoluğunu çocuğunu, torununu torbasını ağırlayan yaşlı dedelerimiz ninelerimiz falan hoşnut olabilir tabi. Ama takdir edersiniz ki orada onları ağırlayan kendileri değil. Muhabbet eden, el öptüren, para veren (bu kısmı malesef kendim için söyleyemiyorum kazık kadar olmuşmuşuz artık pek koparamıyoruz para, büyümek çok boktan..) falan kendileri tabi kabul ediyoruz o kısmı ama gerçek anlamda gelen misafiri ağırlayan* kendileri değil. Gelen misafiri kızlar, gelinler ve yeğenler ağırlar ki bu kitle cefayı çeken, bütün o baklavaları açan yahut açtırma parasını veren, çay taşıyan, bulaşık yıkayan, günler öncesinden evi bal dök yala hale getiren ve tüm bu azabın ardından "ah bu bayramlar da olmasa görüşemeyeceğiz" teranesini uyduran insanlardır. Yani bu insanlar aslen bayramlardan hoşlanmaz, hoşlanamaz. Giden her misafirin ardından "oh çok şükür" deyip, tam bu esnada çalan her kapı zili için iç geçip ve ardından da hiçbir şey olmamışçasına sırıtmaya çalışan insanlardır bunlar. Ne gerek var ki yani böyle yapay bir hadiseye? Hep diyorum ya; merak eden, özleyen, isteyen kendi hür iradesiyle gelir. Ayak sürüyerek insanları getirtmeye de istemeye istemeye misafir ağırlamaya da hiç gerek yok bence. 


Bir de işin tatlısal boyutu var ki o da olayın en dışı seni içi beni boyutu aslında. Efendim bayram günleri kahvaltıyı iyi etmek lazım, zira sonrasındaki bütün öğünler baklava ile oluyor. Öğle, akşam, gece artık ne zaman nereye gidersen git önüne koyulan tek gıda türü baklava, bilemedin muhtelif bir başka şerbetli tatlı türü, o da olmadı en azından şeker veya çikolata. Özü hepsinin aynı, şeker ve yağ deposu! Baklavayı sevmediğimden değil yanlış anlaşılma olmasın, ev baklavasını hele hayli severim ama her şeyin bir dozajı olmalı bence. Sabahtan akşama kadar bir insanın önüne her yarım saatte bir yeni bir baklava koyarsan ya adamın şeker komasına girmesine, ya bir günde 4 kilo almasına yahut müsait bir yere kusmasına müsade ediyorsun demektir. Ne gerek var yani bu kadar işkenceye anlamıyorum ki ne bu ısrar kıyamet? 


- Ayşe Teyzelerde de yedik Fatma Teyzecim yeter bugünlük bu kadar..
+ Ha Ayşeninkini yedin benimkini yemiyorsun yani?
- Yok Fatma Teyze şimdi biliyorsun biz sabahtan akş--
+ Hayatta kabul etmem! O baklava bitecek!
- Ama Fatma Teyz--
+ Hadi hadi çok konuşma bakiyim valla darılırım bak!
- Bugün 5. tabak ama bu yani b--
# Kızım ye işte sen de yaşlı insanları söyletiyorsun yiyiver..
- Lahavle.. Ok.


Sonra işin yoksa uğraş o kiloları vermeye... Bir şey değil dün ciddi anlamda midemi bozdum eminim yani. Gece dahi karnımda saçma bir mide bulantısı, tatlı düşüncesinden bile tiksinme hadisesi... Ciddiyim bayramlar bu kadar işkence ritüeline dönüşmemeliydi. Bayramda çoğu insan zaten aslında hiç de görüşmek istemediği, özlemediği falan insanlara sırf ayıp olmasın, hatır gönül yapmasın falan diye gidiyor. Neden yani ne gerek var? Toplaşmak için daha zevk alınan gruplar oluşturulmalı bence. Anne, baba, kardeş, dede bunları ziyaret etmek iyi de hala, dayı, amca, teyze, yenge, enişte, üvey hala, komşu teyze, beriki amca, öbürkü abla falan derken sonu gelmeyen bir liste oluşuyor. Hem ziyarete gelen hem de ziyaretçileri ağırlayan için işkence. İnsan insana bunu yapmamalı lan! Valla sinirleniyorum...


Neyse böyle yani canlar, kendinize iyi bakınız. Mucki, çav! :)