3 Aralık 2013 Salı

Genel İzleyici

"Kambiyo senedi çeşitleri:" diyor hoca, "Poliçe, bono, çek."
Çek, çek, çek. . . İyi de nereye kadar çekeceksin onu diyen yok. Sıkıldım, hem fena sıkıldım. Sıkılır mı insan her şeyden ve dahi herkesten? Zor. Ama imkansız değil. Yapınca oluyor, başardım.
Kafamda dünyalar çarpışıyor. Dışarıdaysa kanunlar çarpışıyor ve bir de arabalar ve elbet insanlar. 
"Kambiyo senedi neye benzer?"
Doğru cevap "para" sanırım ama aslında bence "insan"a. Önemli olan şey nesnenin özgürce değiş tokuşa hazır olması. Altını imzala ve ciro et. İlişkiyi bitir ve yeni bir ilişkiye teslim et. Parçalamak istiyorum tüm akitleri. Aslında birçok şeyi de beraberinde.
Anlam yüklenilesi hiçbir şey yok sanki veya rahat batıyor da nedensizce sanki illa varlıklara anlam yüklemem gerekliymiş gibi bir sanrıya kapılıyorum. Her neyse, sanki öyle olmalıymış gibi geliyor işte ve fakat boş kümeden başka bir şey yok önümde. Canlı, cansız fark etmiyor. Anlamsızlık is universal.
İnsanlar sakin olmamızı istiyor. Normal olmak için sakin olmalısın. Herkes gerçekten böylesi normal mi acaba? Normali normal yapan onun iyi bir şey olması mı yoksa yaygın bir şey olması mı mesela?
Mesela objeleri kırmamıza izin vermiyorlar ama sonra bunun intikamını insanları kırarak alıyoruz. Ona karışan girişen yok diye rahatız. Kalp kırmak alabildiğine serbest ama obje kırarsan "haksız fiil" oluyor ve hatta sahipliyse "mala zarar verme suçu" da teşkil ediyor bir yandan. Her şey kanun yani. Sınırlı serbesti sunan bir dünyada yaşamaya zorluyor ve yine de sinirli olmamıza şaşıyorlar.
"Para kazanmak istemiyor muyuz arkadaşlar?" sorusu arka fonda yankılandı.
İstiyoruz hocam, istemez miyiz? İstiyoruz çünkü onsuz hiçbir halt olamıyoruz. Bize sosyal toplumda sıfat yükleyen aygıt o dört harfli, iki heceli kelime. Yine de, yani her şeye rağmen, bütün paramı mutlu olmaktan ziyade mutlu etmeye de harcayabilirdim aslında ama aynı cömertliği karşı taraftan da bulur muyum acaba diye sorguluyor bir an insan. Tereddütler tezahür ediyor. Pragmatik yaratıklar oluşumuzun bir başka kanıtı..
Sevgide bile benciliz. Yüksekten atıyoruz, "o sevmese de ben severim ulan" ayaklarına yatıyoruz. 
"Ben seni seviyorum kızım, senin beni sevip sevmemen sikimde bile değil!" cesaretinde bir cümle var mesela muhatabı olarak tanık olduğum. Bu cümleyi kurabilecek kadar cesur olabilirsin belki ve karşıdaki de etkilenir muhtemelen -ben daha ziyade şaşırdım- de "Peki buna kendin inanıyor musun?" kısmı var bir de. Benciliz yani, çok net. Aslında sevilmek için seviyor olunca aşkın yüceliği de tartışmaya açılıyor. Hiç öyle ulvi bir kimse olamayacağım sanırım. Hem Sırat'tan da düşerim zaten ben. Üçüncü boyutu fazla sorguluyorum zira.
"Sorguluyorum eyvallah da, zevk alınabilir her şey yasakken, her güzel şey 'zıkkım'ken nasıl sorgulamayalım ki aga?" diyorum ama cevap yok tabi. 
Geçende gene konuştum Allah/Tanrı/Yehova/God/Díos'la, "Niye" dedim "yani habire bunu yapıyorsun, neden hep aynı şeyle sınıyorsun beni?" vesair. Serzeniş işte. Vefasız, kadir kıymet bilmez kullarız ya, hep olmayanı sorguluyoruz. Şeytan bol bol dürtüyor olsa gerek. Neyse işte sordum yani kendimce. Sorarım öyle ara sıra. Yine* yanıt vermedi tabii. Nedense bu sefer umutlanmıştım halbuki. Hayır, tam olarak ne umdum veya sandıysam artık gerçekten bilemiyorum. Sanki pek mukaddes ve muhterem ve de elbet muteber bir kimseymişim gibi ama "Yaratıyor madem gözetir de" diye düşündüm sanırım. Sancılı sanrılar neticesinde ulaştığım sonuca göre bizi tepkisizce izliyor zannımca. Klasik Türk tv izleyicisi prototipine benziyor. Kanalları zaplıyor, ekseriyetle total grubundan genel izleyici olarak takılıyor. Klasik prototipten farklı olarak bir de yaverlere not tutturuyor falan işte. Ratingler ne alemde diye sorgulatıyor. Sonra tutmayan adamı yayından kaldırıyor, tutana da "Yürü ya kulum" diyor olsa gerek. 
Ben bu satırların hepsi için 2şer milyon sonsuzluk yılı daha cehennemde ikamet ederim muhtemelen ama aslen bütün kafa adamlar da orada olacak bence. E cennette sıkılırdık öyleyse... Galiba gene beni düşünüyormuş, hadi gene iyiyim.

Hallelujah diyelim o zaman. . .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder