7 Aralık 2010 Salı

"İyi çocuk - Kötü çocuk" .. İşte bütün mesele bu!


Açılış konuşması her daim zordur derler. Var öyle bir gerçek evet kabul ediyorum.
Ben yeniyim canlar evet bildiniz 10 puan daha kazandınız! Vicky blog dünyasında yeni :)

Ben de siz gibiyim aslında. Vicky de hayatın şahane yüzlerini gördüğü kadar, yeri geldi boğazına kadar boka da battı. Hatta Vicky'nin boka battığı gün sayısı gördüğü güzel günlerden daha fazladır. Bu konuda kesinlikle ciddiyim. "Boka batmak" kavramı kişiden kişiye değişir tabi. Yani insan her seferinde "en kötüsü bu, bundan da kötüsü olamaz artık" falan der. Daha kötüsü gelene kadar en kötüsü odur. Volkswagen reklamının az değişik versiyonu oldu idare edin, amacım reklam yapmak değildi aslında.. ahahah

Neyse ne diyorum? Evet ben de en az siz kadar boka batmışımdır eminim. Ama bu durumda kendi kabahatimin yanında çevremdeki insanların da payı var. Garip bir enerjim olduğuna inanıyorum artık. Çünkü normal insanlar beni bulmaz. Nerde olmadık, sorunlu, uçarı, garip insan var; eliyle koymuş gibi beni bulur bu insanlar. Bu insanlarla karşılaşmakta hiç zorlanmadım. Ben bulmam zaten onlar bulur beni çoğu kez. Sonra gider bide aşık olurum ben bu insanlara. Al sana boka batmanın en alası :)

Gerçi bu olayda yalnız olmadığımı biliyorum, kızlarda genelde vardır bu olay. Kötü çocuklar sevilir, yalnız ve anlaşılamayan, dünyanın ve yaşamanın derdine düşmüş çocuklar da entel denir yine sevilir, herkesin odak noktası olan, rakibinizin zilyonlarca başka kız olduğu ortam çocuğu tipinde takılan zengin ve yakışıklı çocuklar zaten havada karada sevilir. Öte yandan bir de duygusal, ideal eş, orta gelirli bir aileden gelen ama gelecek vaadeden, ortalamadan ne düşen ne de ortalamayı aşan bir erkek kitlesi de mevcuttur. Kadın milleti her seferinde bilir ki ortalama adamı seçerse aslında mutlu güzel bir hayatı olabilir. En azından bu adam onu yüksek ihtimal yüz üstü bırakmayacaktır, değer verecektir, aldatmayacaktır. Oysa diğer seçenekteki o "farklı" tip yüksek ihtimal bencil olacak ve ona hakettiği değeri vermeyecektir, kendi sorunlarında boğulurken ona eğilemeyecektir, sıkıya gelemezse terkedecektir ve daha iyisini bulursa ikinci kez düşünmeksizin aldatacaktır.

Şimdi eldeki verileri toplayınca yapılması gereken "ortalama adam"ın seçilmesi olmalıdır esasen. Ama hatun kitlesi içinde Vicky'nin de dahil olduğu yüksek yüzdedeki hatun kısmısı napar? Pek tabii ki yanlış seçimi yapar ve öteki "farklı" yada "cool" yada "tehlikeli" falan olan adamı seçerler. Sonra gelsin romantik film başında ağlamalar, çikolata sendromları ve unutup arınma amaçlı alışveriş manyaklıkları. Evet bu tarz adamlardan ayrılınca genelde bunlar yapılır. Lakin işe yaramazlar elbet. Sonra hanım kızımız kafasını duvarlara vuraraktan daha en başından yanlış görünen adamlara tövbe ederler. Ancak yeni "farklı" adam çıkageldiğinde kendisine verdiği sözü anında unutur ve tehlikenin kollarına koşar bir kez daha. Aynı senaryo, farklı karakterler. Evet bu hikaye hep böyle olur.

"4S kuralı" vardır bilen bilir. Doğanın kanununda olduğuna inandığım bir kural artık. İyi kızlar hep terkedilir, aldatılır; buna karşılık süründüren, yüz vermeyen, "küçük dünyaları ben yarattım" maskesini suratından bir an düşürmeyen kızdan değerlisi yoktur. Aynı şey erkekler için de geçerli tabi. O örnek erkek hep kenara köşeye itilmiş olur ve kötü olan her daim kazanır. Öte yandan benim hakkaten farklı bir enerjim var. Mıknatıs gibiyim, normal adam beni bulmaz. Anormal adam yağmur gibi yağar.

Herkesin bir ruh eşi olmalı olmak zorunda sendromu var bir de. Hepimiz polyanna tadında bir iyimserlikle bu ruh eşini bekliyoruz aslında. Karşımıza çıkan her insanın tesadüften ziyade kader olduğuna inanmak istiyoruz. Yaşadığımız şeylerin birşeyler ifade etmek zorunda olduğu, öylesine birşey olamayacağına inanıyoruz. Minik mucizeler arıyoruz tanışma sebebimizde yada o ilişkinin başlamasında falan. Sonra ne zaman ki ayrılık günü geliyor, "Ne aptalsın kızım Vicky neresi mucize olabilir lan bu herifin hödüğün teki işte" diyorum. Şahsen bende böyle işliyor yani durum ve gördüğüm kadarıyla ben gibilerde de hep böyle oluyor. Bir yerlerde hepimizin ruh eşi var eminim bundan.

2 milyar insanın yaşadığı bir gezegende, onca insan arasında böylesine mükemmel farklılıkta bir kombinasyona sahip olduğumu düşünmek bir yerde gurur verici değil desem yalan olur tabi! ahahah.. Ancak insanın yaratılış olarak diğer yarısına da ihtiyacı olduğu görüşündeyim. Yalnızlık Allah'a mahsus zımbırtısı var bir de ama ona hiç girmeyeyim şimdi!.. Neyse yani var sanırım bir benzerimden daha ama dünyanın neresinde bilmiyorum. Koordinat verebilecek bir aletim olsa hiç fena olmazdı, zira bir ara bulur muyum o kısmında şüphelerim yok değil...

Hepimiz bambaşkayız aslında, hepimizin içinde farklı bir ışık var, hepimizin enerjisi görünebilir olsa farklı bir renk dalgasında oluşur ve farklı renkler çıkarmamıza sebep olurdu. Enerjinin hakikaten bir rengi varmış da zaten, bütün vücudumuzu kaplayan bir tür ışık kümesiymiş, ancak insan gözü bu ışınları görmeye yetecek algı potansiyelinde değilmiş. Yani düşününce gerçekten hepimizin bir rengi mevcut. Gökkuşağında kaç renk var sorum ordan aslında. Hepimizin başka bir rengi varsa, bu milyarlarca renge denk geliyor olabilir. Gökkuşağında hepimiz 7 renk olduğunu düşünüyoruz, ama işin göremediğimiz kısmı da var. Bence göremediğimiz milyonlarca farklı renk de olabilir. Bunca rengin arasından bire bir doğru kombinasyonu yakalayabilir miyiz? "Bekleyip göreceksin Vicky bebeğim" diyerek kendimi yanıtlıyorum. Hepimizin bir gün kendikine bire bir uyumlu rengi farkedebilmesi ve kaçırmaması dileğiyle.. :)

P.S: Kapanış cümlesi çok kapanış gibi oldu, geri gelicem merak etmeyin bu seferlik bu kadar hahah :D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder