Aloha size sayın okuMayanlarım! Bir güne daha neşe katmak
için toplanalım isterdim; neşeliydim de aslında bugün ama akşam çöktükçe
yorgunluk artıyor ve ertesi günkü henüz kapak açılmayan dersin güzide sınavı
dakika dakika yaklaşıyor ve ben çoğu kez küçük şeylerle de mutlu olabilen bir
insan olsam da ara sıra büyük şeyler de olsun istediğimi fark ediyorum mesela. Artık etrafımda olan hiçbir şeye şaşırmadığımı
fark ediyorum, sıradanlık da yoruyor. Şaşırabilmek isterdim, bir şey olsa ve şaşırsam? :))
Rengârenk ojeleri olan bir küçük kız bindi otobüse bugün
ve tesadüf bu ya, benim de renk renkti ojelerim. Orada minik de olsa bir şaşkınlık
yaşadım mesela ama akabinde annesinin bakışları pek de sevindirmedi. Küçük kız
annesine beni gösterdi örnek diye, annesi de bana “ucube” gibi baktı. Sıradan
olmamak ucube olmayı da göze almaktır dedim kendime sonra, güldüm geçtim. Ucube
olmayanlar daha mutlu ama. Hayattan daha az beklentisi olanlar daha mutlu. Tek
derdim limitsiz kredi kartı olan bir koca bulmak olsa hedef daha belirgin
olurdu mesela, ona göre bir yaşam stratejisi geliştirirdim. Ben daha komplike
şeyler istiyorum ve problemimiz de tam olarak burada başlıyor.
Kimsenin bilmediği ilginç şeyler öğreneyim sonra onu
oturalım tartışalım falan istiyorum mesela ama işte bilhassa konunun
niteliğinden dolayı, doğal olarak kimse bilmiyor. Öğretmeye çalışsan
sıkılırlardı zaten, hem tek başına yapılan hiçbir şeyden zevk de almam ben zaten.
Alışveriş bile buna dâhil. Mangodaki o siyah elbiseyi gerekirse tek başıma
alacağım ama, o elbise benim olmalı. No matter what!
“O çocuk benim olmalı!” da diyorum bazen ve bu da en az
mangodaki elbise kadar no matter what kind of sorunsal. Ben bu iddiayı asla
kazanamadım gerçi, ne zaman umudu keserim, o çocuk ancak o zaman gelir. Hayat
ben bakarken soyunamıyor yani. Ben umut konusunda ısrarcı oluyorum çok kez ama
öte yandan o çocuğu beklerken yaşlanmak da istemiyorum. Orta bir yol lazım. Aşk
bile zamanında güzel bence. İnsanlar 50den, haaaadi bilemedin 60tan sonra
sevişmesin mesela. Düşüncesi bile itici. Ben bütün tükürüklerimi yalamış bir
insanım gerçi, Allah yalatmasın. Yalayana değil yalatana bakacaksın dicem
aslında ama çok cinsel içerikli gibi olacak, aslen burada Yaradanı kastediyorum
gençler. İki dakka ciddi olun lan! Akıl fikir... Neyse.
Dönüp dolaşıp aynı çamura batmış buluyorum bir de
kendimi. Böyle bazen çekip gidesim geliyor alelade bir memlekete. Sıfır noktası
hakkında daha önce de yazılarım vardı. Periyodik olarak aynı bokta
hissettiğimin bir başka kanıtı da bu olabilir. Sıfır noktası teoride çok güzel
ya pratikte ona da para lazım. Materyalist bir insan olmamaya çalışıyorum,
insanlıklı bir insan olalım en önce diyorum ama umumi tuvalete bile para
lazımken bunlar hep boş iddialar. Limitsiz kredi kartlı bir koca belki bu
noktada fankşınıl olabilirmiş, lakin o da sıfır noktasına ya müsaade etmez, ya
da giderken peşini bırakmazdı. Sıfır noktasına kocanla gideceksen sıfır
noktasının mantalitesi nedir zaten?
Para kazanınca özgür de oluruz diyoruz mesela ama
para insanı özgürleştirmekten ziyade köküne bağlıyor. Bugün “neden otobüse
biniyorum?” diye hayıflananlar yarın “neden audiye değil de renaultya biniyorum?”
diye hayıflanıyor çünkü. Aradaki parayla bir maceraya çıkalım diyen yok, biriktirecek
para olunca belki ben de audi parası biriktiririm gerçi. Ne zaman büyük
konuşsam başıma geliyor ya, konuşmasam daha iyi o yüzden. Yine de zenginin elindeki
imkânlardan faydalanmaması ve fakirin bol keseden hayali olması ironisi hayli rahatsız
ediyor. Dünya çok adaletsiz. Amerika’yı ilk kez de keşfetmiyorum gerçi ama ne
zaman baksam hala öyle. Dünya kuruldu beri 846 milyon millet gelmiş, kaç katı
anayasa; hiçbiri ders çalışırken sinirle “işsiz” diye de tabir ettiğimiz o
Yunan filozoflarının idealar dünyasında kurduğu adaleti de, özgürlüğü de
getirememiş. Bir bin yıl daha geçse gene de gelmeyecek. Senelerdir hukuk
okuyoruz ve icra da edeceğiz muhtemelen daha da senelerce; yine de bir arpa
boyu yol alamayacağız. Sonucu belli olan davaların sonuç ilamını almak için senelerce
bekliyoruz, kimseyi şaşırtmıyor sonuçlar. Adaleti sağlayacağımız iddiasıyla
yola çıktık ama bu iddiayı gerçeklemekten başka her şey mümkün. Kendi
kendisiyle bu kadar çelişen başka meslek var mıdır ki?
Genel kamu ve insan hakları hukuku dersi var mesela,
yarınki sınavım olur kendisi aynı zamanda. Ders konumuz insan haklarının nasıl korunduğu değil nasıl
ihlal edildiği. Hiçbir millet ihlali önleyemiyor çünkü ama işte
sonra parayla falan affedilmeyi satın almaya çalışıyorlar. Para her şeyi,
herkesi satın alıyor demek ki; affedilmeyi bile. Bir tek yukarısıyla
ilişkilerimizi para düzenlemiyor işte o kötü. Eskiden kilise cennetten arsa
satarmış, bu safsataya inanan o adam huzurla ölürdü belki. Tanrı kendini
gösterseydi şu insanlığa kendisi de huzurda olurdu bence, katrilyonlarca
canlıyı habire gözetmek durumunda kalmazdı. Sonu belli davaya hadi biz aciz
insanlar bakıyoruz, o neden bakıyor diyorum, bıkmadı mı bu simülasyondan acaba
diyorum falan, sonra susturuyorum kendimi. Aklımızın almadığı boyutlarmış
onlar, aklımızın alması için çaba da gösterilmemiş gerçi. Sims oynarken (sims3)
bile kimin ne kadar akıllı veya aptal olabileceğini seçebiliyorsun ki yukarda işler
çok daha basittir. İleri zeka ile geri zeka kavramlarına da aşinayız,
algılayabilecek yeterlilikle gelsek bütün kainat daha rahat ederdi. Pandoranın
kutusu ya olmasaydı ya da açabilen çıkmasaydı, biz de bu kafaya ermeseydik.
Düşünüyorum, öyleyse varım demiş Descartes, yani ben de varım sanırım. Düşünmek
değil düşünmemek mutlu ediyorken, mutlu insanlar aslen yok da simülasyon mudur o
zaman etrafta dolanan “boş insan” (aynı anda hem dolu ve hem de mutlu insanlar da var belki ama an
itibariyle boş olduğu için mutlu insanları ele alıyoruz) tabirini kullandığımız
topluluk?
Sınavım iyi geçmişti, otlanacak sigara bulmuştum, vapurum
zamanında gelmişti ve trafiğe kalmamıştım. Neden yine böyle oldum öyleyse?
Sorgulamadan yaşamak lazım belki, akışa bırakmak lazım falan... Yarının neler
getireceğini bilmiyoruz. İyi ki de bilmiyoruz, bilinen fazladan her şey biraz
daha kafayı açıyor çünkü. Falcılara falan gitmeyelim o yüzden (ben de gittim
gerçi ama kediyi de merak öldürür). Yeterince şey söyledim galiba, okuduysanız
sizin de kafanızı açtım. Self determinasyon ürünü bir cümle girişi olarak
bilhassa okumayanlara seslendim gerçi daha yazının en başında. O yüzden sizi
suçlayamam. Programı böylece kapatıyorum. ¡Adios los chicos!