12 Ocak 2013 Cumartesi

Düşünürsek var oluyoruz, düşünmezsek mutlu. Hangini seçsek?


Aloha size sayın okuMayanlarım! Bir güne daha neşe katmak için toplanalım isterdim; neşeliydim de aslında bugün ama akşam çöktükçe yorgunluk artıyor ve ertesi günkü henüz kapak açılmayan dersin güzide sınavı dakika dakika yaklaşıyor ve ben çoğu kez küçük şeylerle de mutlu olabilen bir insan olsam da ara sıra büyük şeyler de olsun istediğimi fark ediyorum mesela.  Artık etrafımda olan hiçbir şeye şaşırmadığımı fark ediyorum, sıradanlık da yoruyor. Şaşırabilmek isterdim, bir şey olsa ve şaşırsam? :))

Rengârenk ojeleri olan bir küçük kız bindi otobüse bugün ve tesadüf bu ya, benim de renk renkti ojelerim. Orada minik de olsa bir şaşkınlık yaşadım mesela ama akabinde annesinin bakışları pek de sevindirmedi. Küçük kız annesine beni gösterdi örnek diye, annesi de bana “ucube” gibi baktı. Sıradan olmamak ucube olmayı da göze almaktır dedim kendime sonra, güldüm geçtim. Ucube olmayanlar daha mutlu ama. Hayattan daha az beklentisi olanlar daha mutlu. Tek derdim limitsiz kredi kartı olan bir koca bulmak olsa hedef daha belirgin olurdu mesela, ona göre bir yaşam stratejisi geliştirirdim. Ben daha komplike şeyler istiyorum ve problemimiz de tam olarak burada başlıyor.

Kimsenin bilmediği ilginç şeyler öğreneyim sonra onu oturalım tartışalım falan istiyorum mesela ama işte bilhassa konunun niteliğinden dolayı, doğal olarak kimse bilmiyor. Öğretmeye çalışsan sıkılırlardı zaten, hem tek başına yapılan hiçbir şeyden zevk de almam ben zaten. Alışveriş bile buna dâhil. Mangodaki o siyah elbiseyi gerekirse tek başıma alacağım ama, o elbise benim olmalı. No matter what!

“O çocuk benim olmalı!” da diyorum bazen ve bu da en az mangodaki elbise kadar no matter what kind of sorunsal. Ben bu iddiayı asla kazanamadım gerçi, ne zaman umudu keserim, o çocuk ancak o zaman gelir. Hayat ben bakarken soyunamıyor yani. Ben umut konusunda ısrarcı oluyorum çok kez ama öte yandan o çocuğu beklerken yaşlanmak da istemiyorum. Orta bir yol lazım. Aşk bile zamanında güzel bence. İnsanlar 50den, haaaadi bilemedin 60tan sonra sevişmesin mesela. Düşüncesi bile itici. Ben bütün tükürüklerimi yalamış bir insanım gerçi, Allah yalatmasın. Yalayana değil yalatana bakacaksın dicem aslında ama çok cinsel içerikli gibi olacak, aslen burada Yaradanı kastediyorum gençler. İki dakka ciddi olun lan! Akıl fikir... Neyse.

Dönüp dolaşıp aynı çamura batmış buluyorum bir de kendimi. Böyle bazen çekip gidesim geliyor alelade bir memlekete. Sıfır noktası hakkında daha önce de yazılarım vardı. Periyodik olarak aynı bokta hissettiğimin bir başka kanıtı da bu olabilir. Sıfır noktası teoride çok güzel ya pratikte ona da para lazım. Materyalist bir insan olmamaya çalışıyorum, insanlıklı bir insan olalım en önce diyorum ama umumi tuvalete bile para lazımken bunlar hep boş iddialar. Limitsiz kredi kartlı bir koca belki bu noktada fankşınıl olabilirmiş, lakin o da sıfır noktasına ya müsaade etmez, ya da giderken peşini bırakmazdı. Sıfır noktasına kocanla gideceksen sıfır noktasının mantalitesi nedir zaten?

Para kazanınca özgür de oluruz diyoruz mesela ama para insanı özgürleştirmekten ziyade köküne bağlıyor. Bugün “neden otobüse biniyorum?” diye hayıflananlar yarın “neden audiye değil de renaultya biniyorum?” diye hayıflanıyor çünkü. Aradaki parayla bir maceraya çıkalım diyen yok, biriktirecek para olunca belki ben de audi parası biriktiririm gerçi. Ne zaman büyük konuşsam başıma geliyor ya, konuşmasam daha iyi o yüzden. Yine de zenginin elindeki imkânlardan faydalanmaması ve fakirin bol keseden hayali olması ironisi hayli rahatsız ediyor. Dünya çok adaletsiz. Amerika’yı ilk kez de keşfetmiyorum gerçi ama ne zaman baksam hala öyle. Dünya kuruldu beri 846 milyon millet gelmiş, kaç katı anayasa; hiçbiri ders çalışırken sinirle “işsiz” diye de tabir ettiğimiz o Yunan filozoflarının idealar dünyasında kurduğu adaleti de, özgürlüğü de getirememiş. Bir bin yıl daha geçse gene de gelmeyecek. Senelerdir hukuk okuyoruz ve icra da edeceğiz muhtemelen daha da senelerce; yine de bir arpa boyu yol alamayacağız. Sonucu belli olan davaların sonuç ilamını almak için senelerce bekliyoruz, kimseyi şaşırtmıyor sonuçlar. Adaleti sağlayacağımız iddiasıyla yola çıktık ama bu iddiayı gerçeklemekten başka her şey mümkün. Kendi kendisiyle bu kadar çelişen başka meslek var mıdır ki?

Genel kamu ve insan hakları hukuku dersi var mesela, yarınki sınavım olur kendisi aynı zamanda. Ders konumuz insan haklarının nasıl korunduğu değil nasıl ihlal edildiği. Hiçbir millet ihlali önleyemiyor çünkü ama işte sonra parayla falan affedilmeyi satın almaya çalışıyorlar. Para her şeyi, herkesi satın alıyor demek ki; affedilmeyi bile. Bir tek yukarısıyla ilişkilerimizi para düzenlemiyor işte o kötü. Eskiden kilise cennetten arsa satarmış, bu safsataya inanan o adam huzurla ölürdü belki. Tanrı kendini gösterseydi şu insanlığa kendisi de huzurda olurdu bence, katrilyonlarca canlıyı habire gözetmek durumunda kalmazdı. Sonu belli davaya hadi biz aciz insanlar bakıyoruz, o neden bakıyor diyorum, bıkmadı mı bu simülasyondan acaba diyorum falan, sonra susturuyorum kendimi. Aklımızın almadığı boyutlarmış onlar, aklımızın alması için çaba da gösterilmemiş gerçi. Sims oynarken (sims3) bile kimin ne kadar akıllı veya aptal olabileceğini seçebiliyorsun ki yukarda işler çok daha basittir. İleri zeka ile geri zeka kavramlarına da aşinayız, algılayabilecek yeterlilikle gelsek bütün kainat daha rahat ederdi. Pandoranın kutusu ya olmasaydı ya da açabilen çıkmasaydı, biz de bu kafaya ermeseydik. Düşünüyorum, öyleyse varım demiş Descartes, yani ben de varım sanırım. Düşünmek değil düşünmemek mutlu ediyorken, mutlu insanlar aslen yok da simülasyon mudur o zaman etrafta dolanan “boş insan” (aynı anda hem dolu ve hem de mutlu insanlar da var belki ama an itibariyle boş olduğu için mutlu insanları ele alıyoruz) tabirini kullandığımız topluluk?

Sınavım iyi geçmişti, otlanacak sigara bulmuştum, vapurum zamanında gelmişti ve trafiğe kalmamıştım. Neden yine böyle oldum öyleyse? Sorgulamadan yaşamak lazım belki, akışa bırakmak lazım falan... Yarının neler getireceğini bilmiyoruz. İyi ki de bilmiyoruz, bilinen fazladan her şey biraz daha kafayı açıyor çünkü. Falcılara falan gitmeyelim o yüzden (ben de gittim gerçi ama kediyi de merak öldürür). Yeterince şey söyledim galiba, okuduysanız sizin de kafanızı açtım. Self determinasyon ürünü bir cümle girişi olarak bilhassa okumayanlara seslendim gerçi daha yazının en başında. O yüzden sizi suçlayamam. Programı böylece kapatıyorum. ¡Adios los chicos!