Has anyone ever written anything for you
In all your darkest hours?
Have you ever heard me sing?
Listen to me now
Has anyone ever given anything to you
In your darkest hours?
Did you ever give it back?
Well, I have
I have given that to you
If it's all I ever do
This is your song
I'm struggling at the confusing war inside my mind. As watching the giant blades colliding each other with the loud sound and glittery sparks, I cannot even distinguish the victor of the war. Then I sense the pure, violet blood while it runs through my veins. Neither red, nor blue. It runs too fast or slow. Both is fatal, both is outlander.
You ever felt as an outlander to your own self?
Palahniuk stated it right, we indeed are the middle children of the history which have no purpose to focus to or a place to belong to or a war to be sorry about. Our depression is our own lives, yes. Yet, we should have been healing too right? If not to each other, at least to ourselves?
You ever felt like you ruin every damn good person that eagerly intervene in your life? Or bored of trying to change yourself or the circumstances?
If you could change only one simple day in your entire life, what would it be, you ever thought?
Have you ever heard me sing? Would you ever deign to listen?
This could have been your song.
20 Ocak 2014 Pazartesi
11 Ocak 2014 Cumartesi
Arafta
bil ki,
sıtkımdandır isyanım.
meşakkat mi olmak gerek sevda her dem?
mahkumu olurum muttasıl nisyanın.
özge ben, içre ben,
bedenim ruhuma yük neden?
bir feveran, bir hafakan, bir ah,
çığlıklar yankılanır içimde her an,
arafta akşam, arafta sabah.
yalnızım,
bir kılıç gibi yalın ve yalnız,
gölge avcıları yine sürekte,
kalimden bihaber müşteki halim.
devşirme hisler kol geziyor yine,
dicle kenarında işim ne benim?
sarayburnu’nda sinsice demirler,
ihanet zincirleriyle mel’anet gemileri.
ve sararır umutlar,
dikilen hürriyet ağaçlarında.
sen her şeysin, herşey senden.
kül olur küllünde,
ademin ademiyeti lif lif.
ezelden savrulan hakikattir sarkaç
ebedin mekiğini dokur muttasıl.
ahımsın, penahımsın, elifimsin.
ol ve uyan!
bir varmış, bir toprak,
bir yokmuş, eye kemiğimdeki sızı.
dikilir iskeletler,
ve bürünür nurdan libasa.
elbiseni bir tarafa fırlat,
saatini bir yana savur!
saçlarını da soyun öyle gel,
hakikat gibi masun!
sen kadran, ben yelkovan.
nefestir yakan biribirini,
kıvrılan bedenlerde donan ruhlar bilirim.
kırılan parçalarında ateşten fanusun
alfa ve omega,
sema sürgit kısır,
sürgündeyim, sürgün bende sürgün
neyleyim vakitsiz vuslatı?
say ki erguvana dönmüş gözlerinde nur
ve uzletine ramak mesafede zulmet
kanım yazıldı sana,
ölüm gibi süzülmekse sevda:
hür ve derin.
uçmaksa hüznüne varoluşun,
hüsnün tuğlarına göçeden seferlerin.
duyup karşı gelmek mi
yüreğine içirildi?
taşlar bilirim ki simsiyah,
sular fışkırır ırmak olur içinden,
senin gözlerinden yaş sızmaz niye?
gel, yine gel,
düşünmeyi nasıl unuturum öğret!
sarhoşum ben, sensiz bir hoşum
hali mazide aradım hep
istikbali böyle kaybettim halde
yoruldum.
bu kokoreç kokuları,
yağmurunkine karışan,
kulaklarımda bu izdiham.
cankurtaran ki, canıma teğet geçip,
savrulur zıpkın gibi karanlığa,
çığlık çığlığa feryatları
çisil çisil bir akşam vakti
kaldırım taşlarında kovalaşır
rahmet mi, sefalet mi?
gofer ağacından gemide bir güruh,
yarılır enginin kaynakları.
göklerin kasesisidir,
ve fanusudur asumanın göğüs kafesim
öfkenin soluğuyla sular yığılır
derinlikler denizin ortasında
gözlerinde çakırdikeni,
öfkenin soluğuyla sular yığılır,
denizleri ablukaya alır derinlikler
sen de doğar gün,
benimle batar akşam sılada
ve doğasın diye ak dalgalar
başını kayalara vurun ağıtlarla
ak pak halılar serer ayaklarına.
bir busedir ölüm toprak dudaklarında
toprak gibi bakir ve mümbit,
gök kuşağı kemer olur beline.
yüzünde dolaşan iklimlerde
kaybolmak da var
ve kavrulmak semazen anaforda
cehennemi saçlarından dudağına üfleyen
sevdadır secdegahım.
güzel değilsin sen,
kendisisin güzelliğin.
hayatın gölgesidir rüya,
ne bu toprak insanın özünde
toprağa dönüldüğü zaman,
şahikalara ram olunduğu zaman,
anlar bilirim,
aksimi aynada lal eden anlar
karanlıkla gölgemin hemhal olduğu anlar
bir ihtilaç bir silkiniş bir sükun,
gözüm kapalı gönlüm açık,
göz bebeğimde saklı sırlar bilirim.
salınır kirpikler, depreşir huşu,
ve zamanın ebede muttasıl akışı…
lakin,
ne yaşamaya mecalim var,
ne ölmeye cür'etim.
sıtkımdandır isyanım.
meşakkat mi olmak gerek sevda her dem?
mahkumu olurum muttasıl nisyanın.
özge ben, içre ben,
bedenim ruhuma yük neden?
bir feveran, bir hafakan, bir ah,
çığlıklar yankılanır içimde her an,
arafta akşam, arafta sabah.
yalnızım,
bir kılıç gibi yalın ve yalnız,
gölge avcıları yine sürekte,
kalimden bihaber müşteki halim.
devşirme hisler kol geziyor yine,
dicle kenarında işim ne benim?
sarayburnu’nda sinsice demirler,
ihanet zincirleriyle mel’anet gemileri.
ve sararır umutlar,
dikilen hürriyet ağaçlarında.
sen her şeysin, herşey senden.
kül olur küllünde,
ademin ademiyeti lif lif.
ezelden savrulan hakikattir sarkaç
ebedin mekiğini dokur muttasıl.
ahımsın, penahımsın, elifimsin.
ol ve uyan!
bir varmış, bir toprak,
bir yokmuş, eye kemiğimdeki sızı.
dikilir iskeletler,
ve bürünür nurdan libasa.
elbiseni bir tarafa fırlat,
saatini bir yana savur!
saçlarını da soyun öyle gel,
hakikat gibi masun!
sen kadran, ben yelkovan.
nefestir yakan biribirini,
kıvrılan bedenlerde donan ruhlar bilirim.
kırılan parçalarında ateşten fanusun
alfa ve omega,
sema sürgit kısır,
sürgündeyim, sürgün bende sürgün
neyleyim vakitsiz vuslatı?
say ki erguvana dönmüş gözlerinde nur
ve uzletine ramak mesafede zulmet
kanım yazıldı sana,
ölüm gibi süzülmekse sevda:
hür ve derin.
uçmaksa hüznüne varoluşun,
hüsnün tuğlarına göçeden seferlerin.
duyup karşı gelmek mi
yüreğine içirildi?
taşlar bilirim ki simsiyah,
sular fışkırır ırmak olur içinden,
senin gözlerinden yaş sızmaz niye?
gel, yine gel,
düşünmeyi nasıl unuturum öğret!
sarhoşum ben, sensiz bir hoşum
hali mazide aradım hep
istikbali böyle kaybettim halde
yoruldum.
bu kokoreç kokuları,
yağmurunkine karışan,
kulaklarımda bu izdiham.
cankurtaran ki, canıma teğet geçip,
savrulur zıpkın gibi karanlığa,
çığlık çığlığa feryatları
çisil çisil bir akşam vakti
kaldırım taşlarında kovalaşır
rahmet mi, sefalet mi?
gofer ağacından gemide bir güruh,
yarılır enginin kaynakları.
göklerin kasesisidir,
ve fanusudur asumanın göğüs kafesim
öfkenin soluğuyla sular yığılır
derinlikler denizin ortasında
gözlerinde çakırdikeni,
öfkenin soluğuyla sular yığılır,
denizleri ablukaya alır derinlikler
sen de doğar gün,
benimle batar akşam sılada
ve doğasın diye ak dalgalar
başını kayalara vurun ağıtlarla
ak pak halılar serer ayaklarına.
bir busedir ölüm toprak dudaklarında
toprak gibi bakir ve mümbit,
gök kuşağı kemer olur beline.
yüzünde dolaşan iklimlerde
kaybolmak da var
ve kavrulmak semazen anaforda
cehennemi saçlarından dudağına üfleyen
sevdadır secdegahım.
güzel değilsin sen,
kendisisin güzelliğin.
hayatın gölgesidir rüya,
ne bu toprak insanın özünde
toprağa dönüldüğü zaman,
şahikalara ram olunduğu zaman,
anlar bilirim,
aksimi aynada lal eden anlar
karanlıkla gölgemin hemhal olduğu anlar
bir ihtilaç bir silkiniş bir sükun,
gözüm kapalı gönlüm açık,
göz bebeğimde saklı sırlar bilirim.
salınır kirpikler, depreşir huşu,
ve zamanın ebede muttasıl akışı…
lakin,
ne yaşamaya mecalim var,
ne ölmeye cür'etim.
makaveli
Kaydol:
Yorumlar (Atom)