2010'un son çarşamba gecesini yaşıyoruz, yeni yıla iki gün kaldı :)
Yılbaşlarını pek severim, karlar(her ne kadar bu yıl yağmamış olsa da), etraftaki rengarenk ışıklı süslemeler, yılbaşı çamları falan süper hoşuma gider :) Yılbaşı çamları çok rağbet görmez gerçi bizim evde, yılbaşı çamı konusunda amaçsal fark da var aslında yurt dışıyla falan ama beni o görüntü mutlu eder. Süslü ve güzel şeyleri hep sevmişimdir.. Neyse ne diyorum; yılbaşları beni hep heyecanlandırmıştır, çoğu insan için de aynıdır aslında. Hepimiz yeni bir yıla başlarken bir öncekinden daha iyi, daha sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, bol kazançlı falan bir yıl olmasını dileriz. Hepimiz nostaji yaparız biraz, aman da şöyle olmasın, bunları bi' daha yaşamayalım falan deriz. Ben de biraz öyleyim sanırım. Yeni bir yıl her zaman yeni umutlardır. Umutluyum evet, bu kez daha başka olacak :)
Bir arkadaş facebookta keşke 2011'e girmek yerine 2009'a geri dönsek demiş, harbi güzel olurdu aslında d: 2008'i 2009'a bağlayan yılbaşına geri dönsek, 2009'da toparlamak isteyip toparlayamadığım çok şey kalmış düşününce.. Bi' kere derslerim! Lanet olasıcalar, o günden beri aklım başımda olaydı şimdi böyle uğraşıyor mu olurdum! Finallerime kalmış 19 gün, paçam tutuşmuş, dersler almış başını gitmiş, gano derdi zaten ayrı, Vicky'nin paçası tutuşmasın da kimin tutuşsun..? Noel babadan iki yıl geriye gitmeyi dilesem verir mi ki? Cömert midir o kadar :D ? Hem sonra hayatıma dahil ettiğim bir ton saçma sapan insan olmuş, şimdi bakınca keşke hiç bulaşmasaydım dediğim, aynı şekilde keşke kaybetmeseydim dediğim insanlar da olmuş. Bir şansım daha olsaydı ne farklı olurdu halbuki.. İnsan hep elde edemediğini ve edemeyeceğini ister ya, Noel babadan da dileye dileye böyle bir zırvalığı dilermişim.. :D Olsun ama iyi ki yanlış insanlar da girmiş hayatıma, kimin dost kimin düşman olduğu konusunda daha ince eleyip sık dokur oldum. Ve iyi ki kaybetmekten çok pişman olduğum insanları da kaybetmişim aslında, yanımda kalanların değerini daha çok biliyorum. Keşke onları da geri alabilseydim tabi, ama yanımdakiler de bana yetiyor aslında. Fazlasını dilemek için önce yetinmeyi bilmek gerek derler ya hep, ben biliyorum sanırım. Belki bu sayede 2011de daha fazlasını hakederim kim bilir.. :)
Yine düşününce bir yıl önceye göre hayatım bayaa bir değişmiş. Yanımdaki insanlar değişmiş, elimdekiler değişmiş, ben değişmişim, dünya değişmiş.. Değişmeyen bi' tek şey var; o da 2010 yılbaşı gecemi de 2009 yılbaşı gecemle konsept olarak bire bir aynı yaşayacak olmam! O gün de family girldüm, bugün de yine family girl olucam!
Kazık kadar olduk hala böyle günlerde family mod takılıyoruz yahu! Magandalardan tırsmasam şöle yılbaşına bi'kaç saat kala "eehh yetti be" diyip çıkıp gidesim var valla :D Ama yok, klasik yılbaşı tribimiz yine bozulmayacak orası belli oldu. Bizim yılbaşı konseptimiz her daim "ptt" olarak gelmiştir ve "ptt" olarak da gidecektir! (hala bilmeyen varsa ptt'nin açılımı pijama - terlik - tv olarak bilinen muhteşem üçlüdür..) Ptt yapmadığımız bir iki yılbaşı akşamımız da olmuştur tabi, dışarda yemeğe gittiğimiz falan, ama onlar da ailevilik kısmında aynıdırlar. Bizim özel günlerimiz daaaimaaaa aile merasimi şeklinde geçer. Yılbaşılar da o neviden tabi. Güzel sofra kurulur, doldurulmuş hindi, pasta, varsa şarap falan, sonra tvde yılbaşı spesiyali ne varmış ona bakılır ptt'nin bir gereği olarak, sonra aile büyükleri koltukta uyuyakalır, biz de facebook msn falan ortamında "olley yılbaşıııı" mesajı veririz. Bayık aslında ama olay budur. "Anne biz arkadaşlarla gecelere akıcaz ama yahu sıkıcısınız neden anlamıyorsunuz" da diyemiyorum, öte yandan "Evdeyiz aslında valla bak" diyince de anlaşılıyor tabi aslında evde kalmayacağımız... :D Bu kez harbi evde kalcaktık aslında ama işte yalancının mumu yatsıya kadar, her sene aynı numara tutmuyor d:
Kısmetimi kapatıyorlar halbuki farkında değiller! Yılbaşı gecesi ne yaparsa insan bütün yılı da öyle geçermiş, bir yılbaşı gecesini de sevgilimle geçiremiyorum ki arkadaş! Sonra da Vicky neden her seferinde saçma sapan insanları buluyor, saçma sapan ilişkiler yaşıyor, neden Vicky eninde sonunda en makul görünen adamdan dahi ayrılıyor? Bütün suç ailemin! Yılbaşını aynı mekanda geçirmiş olsaydık o adamın kaderi yanımda tayin edilcekti, sıkıyorsa bıraksın! Bizim kaderimizi zaten ayrı çiziyorlar hepsi annemle babamın suçu! Hahah :D
Yaprak dökümü sendromu yaşadım bir de, çok kıskandım Sedef'i bir anda, ben de öyle üstü açık arabada duvağımı savuraraktan balayına gitmek istiyorum! :D Bi' süredir var zaten bende bu sendrom, çocukluk arkadaşlarım sapır sapır evlenmeye başladılar, diğer arkadaşlarımın çoğu artık başlangıcını hiç hatırlamadığım asırlık ilişkilere sahip, okul bitince soluğu evlendirme dairesinde alacak cinsler, annem öte yandan hangi arkadaşının nasıl bir oğlu varmış falan bunları anlatmakta sık sık, psikolojim bozuldu. Geçende "okulu bi' an önce bitir uzatma artık torun istiyorum ben!" şeklinde bir serzenişte de bulundu, Şöle 3-5 yıla en azından nişan bekleyecek benden bu insanlar algıladığım şey o.. Öte yandan ortada adam yok, yada ben gidip gidip nerde olmayacak adam var hala** yüce mıknatıssal enerjimle onları çekiyorum o da olabilir.. 2011'den bunu da diliyorum bak, karşıma çıkıcak adamla direk aptal kızlar gibi evlilik hayali falan kurmuyorum lan valla bak :D:D Adam gibi adam bi' insan çıksın karşıma, bu devirde hala böyleleri de varmış bak diyeyim, bir umudum falan olsun, sonra ayrıladabiliriz sorun değil yani.. :D
Neyse canlar, Vicky'den size erken yeni yıl dileği;
hepiniz sağlıklı, mutlu, başarılı, sevdiklerinizle birlikte, bol paralı, bol aşklı bir yıl geçirin inş :)) Sevgili okuyucularım, eşşek değilsiniz değil mi! Siz de aynısını bana dilesenize yaa! Bak çok pis bozuşuruz! :D:D
2011'in hepimize uğur getirmesi dileğiyle :))
P.S : fizy de geri gelir umarım, can damarım kopmuş hissiyatındayım hala.. d:
30 Aralık 2010 Perşembe
27 Aralık 2010 Pazartesi
Gecenin Hüznü
Bu saatlerde yazıyorum hep, geceyi seviyorum, sessizliği seviyorum ondan sanırım. Ya da belki bir o zaman bu kadar kendi başıma kalıyorum; diğer insanların düşüncelerinden uzak, kendi düşüncelerime, kendi yaşanmışlıklarıma bu kadar yakın... Arka fonda "nights in white satin" çalarken, gecenin sessizliğinde yapacak daha tatlı bir şey bulamıyorum belki de :)
Biriciğimi düşünüyorum, O'nu düşünüyorum... Nerde bilmiyorum, ne yapıyor bilmiyorum, kimle bilmiyorum, o beni en son ne zaman düşündü onu da bilmiyorum. Ben neden düşünüyorum, ben neden böyle zamanlarda bi' O'nu düşünüyorum, neden boğazıma artık bastırmayı öğrenmeme rağmen kaynağını engelleyemediğim bir yumruk oturuyor onu da bilmiyorum aslında. Arıyorum hala, O'nu özlediğim kadar özleyebileceğim birini, varlığının beni bir zamanlar O'nun varlığının mutlu ettiği kadar mutlu edebilecek birini, gözlerine baktığımda her seferinde ilk günkü kadar heyecanlanabileceğim birini...
İnsan bi' kere aşık olur der çoğu insan... Ben ikinciye sahip olabilecek kadar şanslı mıyım bilmiyorum. Bi' kere daha çok yaklaştığımı hissetmiştim aslında, ama hatalar uzmanlık alanımdır o ayrı mesele :) Bi' daha herhangi birini öyle sevebilecek miyim bilmiyorum. Ama umut etmek daha basit aslında. Yenilgiyi kabullenmek hiç de tatmin edici değil. Hani bir umudum olsaydı O'na dair, belki farklı olurdu. Minik mini minicik bi'şeyler olsa beklerdim. Aylar, yıllar, beklerdim. "historia de amor"u dinler dinler beklerdim. Yok ama. Biliyorum yok.
Canımı acıtıyor gerçekler. Düşünmek acı, beklemek acı, bi' daha öyle hissetmemin çok zor olduğunu bile bile yaşamak bi' başka acı. Aşkı arıyorum ama hala onu bir kez daha yakalayabilecek kadar fedakar mıyım bilmiyorum aslında. Aşk karşılıklı emek vermektir aynı zamanda, kendimden ne kadarını feda edebilirim bilmiyorum ya da karşımdakini değiştirmek adına ne kadar gücüm, sabrım var onu da bilmiyorum. Yine öyle büyülü olsa herşey, bir anda, düşünmeden, planlamadan, oluverse sadece öylece... Ya da görsem O'nu bi' kerecik daha? Ya da sadece gitse içimdeki bu burukluk?
P.S : No sé donde estás hoy. Esta tan ridículo y yo lo sabemos.. pero si lees esto, te extraño mucho mi querido.. Ya sabes donde me pueden encontrar. Pero incluso si usted no tiene suficiente valentía, entonces voy a encontrarte un día, te lo prometo. Espérame mi amor.
Biriciğimi düşünüyorum, O'nu düşünüyorum... Nerde bilmiyorum, ne yapıyor bilmiyorum, kimle bilmiyorum, o beni en son ne zaman düşündü onu da bilmiyorum. Ben neden düşünüyorum, ben neden böyle zamanlarda bi' O'nu düşünüyorum, neden boğazıma artık bastırmayı öğrenmeme rağmen kaynağını engelleyemediğim bir yumruk oturuyor onu da bilmiyorum aslında. Arıyorum hala, O'nu özlediğim kadar özleyebileceğim birini, varlığının beni bir zamanlar O'nun varlığının mutlu ettiği kadar mutlu edebilecek birini, gözlerine baktığımda her seferinde ilk günkü kadar heyecanlanabileceğim birini...
İnsan bi' kere aşık olur der çoğu insan... Ben ikinciye sahip olabilecek kadar şanslı mıyım bilmiyorum. Bi' kere daha çok yaklaştığımı hissetmiştim aslında, ama hatalar uzmanlık alanımdır o ayrı mesele :) Bi' daha herhangi birini öyle sevebilecek miyim bilmiyorum. Ama umut etmek daha basit aslında. Yenilgiyi kabullenmek hiç de tatmin edici değil. Hani bir umudum olsaydı O'na dair, belki farklı olurdu. Minik mini minicik bi'şeyler olsa beklerdim. Aylar, yıllar, beklerdim. "historia de amor"u dinler dinler beklerdim. Yok ama. Biliyorum yok.
Canımı acıtıyor gerçekler. Düşünmek acı, beklemek acı, bi' daha öyle hissetmemin çok zor olduğunu bile bile yaşamak bi' başka acı. Aşkı arıyorum ama hala onu bir kez daha yakalayabilecek kadar fedakar mıyım bilmiyorum aslında. Aşk karşılıklı emek vermektir aynı zamanda, kendimden ne kadarını feda edebilirim bilmiyorum ya da karşımdakini değiştirmek adına ne kadar gücüm, sabrım var onu da bilmiyorum. Yine öyle büyülü olsa herşey, bir anda, düşünmeden, planlamadan, oluverse sadece öylece... Ya da görsem O'nu bi' kerecik daha? Ya da sadece gitse içimdeki bu burukluk?
P.S : No sé donde estás hoy. Esta tan ridículo y yo lo sabemos.. pero si lees esto, te extraño mucho mi querido.. Ya sabes donde me pueden encontrar. Pero incluso si usted no tiene suficiente valentía, entonces voy a encontrarte un día, te lo prometo. Espérame mi amor.
21 Aralık 2010 Salı
Pek revaçtaki düşünsellerim
Çok değişkenim şu aralar... Garip aslında, düşününce insan sürekli mutlu olamaz. Arada geçişler olur, illa mutsuzluklar da olur. Ama insan sürekli mutsuz olabilir. Hiç de zorlanmaz bunda. Mutlu olmak özel çaba gerektirirken mutsuz olmak hiç çaba gerektirmez. Tıpkı yapmanın her zaman zor olması ve yıkmanın minicik bir hamleye bakması gibi. Dünya garip, dünya adaletsiz. Daha önce de bahsetmiştim aslında bundan, farklı konseptte elbet.Niye böyle olduğumu merak ediyorsanız, ikilemdeyim. Materyalist bir insan olduğumu asla inkar etmedim, kanımda var durdurabildiğim bir şey değil.. :D Ama bu aralar tavan yaptı sanki. Başladığım her işin sonunu düşünmek zorunda hissediyorum. Ne kazandırır, ne kaybettirir, doğru mu değil mi sürekli sorguluyorum kafamda bir şeyleri. Şu sıralar öncelikli gündem maddemde ilişkilerin neler kazanıp kaybettirdiği var.
Bazen birileri oluyor bir şeyler oluyor, kafamda o an için o adam muhteşem, Nirvana adeta, gözümde daha güzeli yok lan! Sonra bakıyorum aslında o kadar da mükemmel değilmiş. Aslında mükemmel değilmiş. Aslında irdelersek o insanın iyiliğinden bile şüphe duyulurmuş onca eksi bir araya gelince. Başıma geldi bu birkaç kez. Sonunu çok düşünür oldum, iyi mi kötü mü bilmem...
Hep annemin kabahati aslında! :D Klişelere, kalıplara, sıfatlara fena takmış durumda. Eskiden beri böyleydi aslında. Söylerdim sevgililerimi anneme; sayardım şöyle zeki, böyle yetenekli, aman da hem de ne yakışıklı, bi de romantik sorma gitsin... Annem orta yerde dalar lafa; "Vicky hepsini geç de, çocuk necidir kızım?" Eveeet.. Vicky bu noktada tıkanır. :D "hık mık.. ee.. şey.. gitarcı anne? albüm yapcak ama?" , "sinema-tv okuyo ama ilerde çok yükselcek!" , "işletme anne ama master falan da düşünüo hem?" ... Annemden gelen yanıt; "Olmaz! Hemen ayrıl hemmen! O seni taşıyamaz, sen hukukçu olucaksın o kenarda köşede işsiz mi gezcek? Nerde oturcaksınız? Evi arabası olcak mı? Kim geçindircek evi? Hemen bitir hemen hemen!" Sonra ben derim evlenmicez ki hemen ne bu yani, ama ona da cevap hazır; " bir iki yıla mezun olcan, hala hovardalık peşinde misin sen? Bulcaksan hukukçu bul. Hukukçu olması en iyisi, kendin gibi olur iyi olur. Hadi olmadı doktor, mühendis falan bul bari eli para tutsun.."
Ha sanki o adamları da görmedik evet! Hukukçu gördüm evet, her türünden de gördüm. Hayatımda görme olanağına en çok kavuştuğum sevgili modeli hukukçulardı zaten... Bugüne dek en çok sevdiğim de hukukçuydu, bugüne dek en büyük hatam dediğim de yine bir hukukçuydu, en ukdelerimden biri de yine başka bir hukukçuydu, hiçbirinden de bi' halt çıkmadı nihayetinde! Hani ballıydı bunlar, hani iyiydi candı? :D Mühendisini de gördük ondan da bi' nane çıkmadı, doktoru mu bekliyoruz yani nedir bilemedim? :D
Ama annem beni de materyalist yaptı sağolsun, yani zaten öyleydim ya tavan yaptı desem yeridir. Ölçüp biçiyorum sürekli, gelecek vaadeder mi? Bununla olur mu? Okul bitse neci olcak bu? Benden sonra bitirirse nolcak ben çalışcam o öğrenci mi kalcak hala? Aslında bırak yılları aylar bile sürmesi çelişkili ihtimallere bağlıyken böylesine uzun vadeli düşünmek ne kadar mantıklı onu da bilmiyorum. Okuldaki vaktim daralıyor, sanırım bu yan etkiler bundan. Hayatımın 5 yıl sonrasını falan düşünür oldum, ne büyük işi yahu! Hiç kurmazdım böyle şeyler, büyümek zor. Yeni sorumluluklar zor, düşünecek yeni problemler zor. Lise ne kolaydı halbuki! Herkes gelecek vaadederdi, kimse dershane puanını sormazdı, neyin nesi demezdi, sıfat sormazdı, harbiden kolaydı lan! :D Boşa harcamışım boşa, koskoca lise yıllarımı, 3 kocaman güzel yılımı Hurley diye bi embesili severek geçirdim. Üstelik de platonik severek geçirdim, tam ergenmişim yahu kalıbıma tükürücem! :D
Neyse ben sorunumu hala çözemedim, napcaksam artık.. What a dilemma..
P.S : Ah o Lidyalılar yok mu! Hep onların yüzünden.. Parayı bulmasalar dünya ne de kolay olurdu halbuki... :D
14 Aralık 2010 Salı
Erkekler ne ister?
Ben bu erkek milletini anlamıyorum. Düşününce hakkaten anlaşılmaz yaratıklarsınız kabul edin, bir de "kadınlar ne ister?" dersiniz, pehh! 21.yy'ın Türkiye'sinde hala asıl biz sizi çözemedik, sorun belki de 21.yy dan ziyade Türkiye'de. Batı ile doğu arasındaki sıkışıp kalışımızı hala aşamadığımızdan kaynaklanıyor bence, bir üst kuşağın devam eden yan etkileri falan :D Neyse konuya dönelim...
Kadınlara yalancı dersiniz siz, güvenilmez dersiniz, peki ama neden böyle yapıyoruz düşündünüz mü hiç biricik zekilerim? Çünkü bizi rol yapmak zorunda bırakıyorsunuz! Biz sizden hoşlanıyoruz evet, ama sizde garip bir mazoşizm var. Bir kız sizden hoşlandığını asla belli etmemeli, edicekse bile mutlaka önce sizin ondan hoşlandığınızı belli etmenizi beklemeli. Bir kız sizden telefonunuzu, mailinizi falan istememeli. Facebook'a sizden önce eklememeli. Siz görüşme talebinde bulunmadan "haftasonu görüşelim mi?" dememeli. Siz "özledim" demeden o özlediğini belirtmemeli, siz ona "seni seviyorum" demeden o bu cümleyi asla kurmamalı. Yoksa hevesiniz kaçıyor! İlla köpek edicez sizi dimi anca öyle rahatlıyorsunuz! :D:D
Ya tamam da arkadaşım ya biz tezcanlı insanlarsak ne olucak? Ya siz fazla ağır kanlıysanız yada? Yazık değil mi bizi de rol yapmak zorunda bırakıyorsunuz? Hiç hoşlanmamışız aslında gibi, hiç görüşmek konuşmak istemiyormuşuz gibi, siz bizi zerre etkilememişsiniz gibi rollere triplere girip duruyoruz...
Üstüne bir de "zor kız" olma derdi var ya o tam başa bela işte! Bir yere çağırırsınız ama biz teklifi öyle hemen kabul etmemeliyiz. Neden? Çünkü atlamış görünmememiz lazım. Teklifi biz yapamadığımız gibi, birkaç teklifi de reddetmemiz lazım. Öte yandan sizi de usandırmamamız lazım. Herşey neden devletten bekleniyor yahu? Biz de insan değil miyiz? Biz de görüşmek konuşmak istiyoruz, biz de özlüyoruz ve hatta biz de seviyoruz falan yani biz de insanız nihayetinde... Ama yok, kız dediğin "nazlı" olucak. Avrupa'da durumlar bu kadar komplike değil, ne güzel. 21 yüzyıl olmuş biz hala rol yapmak zorunda bırakılıyoruz, bir de üstüne yalancı oluyoruz, harbi komik. :D
Ha bir de işin fiziksel boyutu var tabi... Yakınlaşmak için binbir takla atarsınız, psikolojik baskıya kadar her yolu denersiniz, ama kızın iradesi dimdik ayakta kalsın istersiniz. Başka kızlarla tehdit edersiniz, ama kız eğer isteğiniz doğrultusunda fazladan bi' karış bile yaklaşmanıza izin verecek olursa; kızın değeri gözünüzde yerle bir olur. Neden bu kadar komplike düşünceler içindesiniz sayın erkekler?Kabul etsen bi' türlü, etmesen başka bi' türlü. Kendi mazoşizminiz iyi hoş da karşı tarafa da sadistlik yapıyorsunuz. Önce ne istediğinizi bilin, nedenlerini ve sonuçlarını kafanızda bi' güzel irdeleyin, sonra gelip ne diyecekseniz deyin. Böyle ikili oynamalar falan yakışıyor mu canlar? Yalancı, ikiyüzlü, düzenbaz, sahtekar.. Bunların hepsi kadınlardı hani? Siz sütten çıkmış ak kaşık mısınız şimdi? Tek suçlu hala egoist kadın milleti mi yani? :D
Siz bize karşı açık olun, biz de size karşı açık olalım. Herkes mutlu mesut olsun, o daha güzel değil mi ama..? =))
12 Aralık 2010 Pazar
Arkadaş kalAMAma sorunsalı...
Blog olayının bu derece ses getirdiğinden ciddi anlamda habersizdim! Yani şimdi bunları söylemem size komik geliyor olabilir, zira görünen* takipçilerimin rakamsal azlığının farkındayım. Ancak işin bir de görünmeyen boyutu var ki, gizli takipçilerim hatrı sayılır miktarda varmış, memnun oldum. :))
Dahası söylediklerim, imalarım, taşlarım da bire bir doğru adrese ulaşmış, doğru insanların başını yarmış, onu da yine öğrenmiş oldum. Ancak gerçek şu ki; birilerinden çekiniyor olsaydım bu işe hiç başlamazdım. Yazdıklarımın hiçbirinden pişman değilim ve üslubumu değişecek de değilim, daha atacak çok yumurtam (taş derdim aslında, ama bu da gündemi takip ettiğimizin kanıtı olsun hahaha) var bebekler şemsiyenizi açın hemen size gelmesin! :D
Gelelim bugünün konusuna;
bugün size "arkadaş kalalım" ayağı, ya da diğer ismiyle "kanka" ayağından bayağı bir hoşlanan bir diğer eski sevdiceğimden bahsedeceğim sayın okurlar..
Günümüzde bir kadın ve bir erkeğin yalnızca arkadaş olması son derece doğal bir durumdur. Arkadaşlık içinde doğamız gereği başka amaçları da barındırabilir tabi ama, en azından gerçekten de arkadaş olan milyarlarca insan da vardır. Gel gelelim iki insanın arasında bir gün, bir zaman birşeyler geçmişse eğer; bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Arkadaş kalalım diye çabalamak zırvalıktan başka birşey değildir.
James'in de artık bu gerçeği idrak etmesini beklerdim, ama olmadı. Halbuki benimle artık arkadaş kalamamasını sağlamak için elimden gelen herşeyi yaptığımı düşünüyordum ve aslında hala da düşünüyorum!..
James ile uzun yıllardır süren bir arkadaşlığımız vardı, bir gün arkadaştan fazlası olmak istediğimizi farkettik. O güne hala lanet etmiyorum desem yalan.. Yani bir insanla arkadaş olarak çok iyi anlaşıyorsun demek sevgili olarak da çok iyi olacaksınız demek değil ya da ona bakarken içinin gitmesi, "ulan bunun sevgilisi de ne şanslı hatun şu surata şu endama bak öf lan" demiş olman, günü gelip onun sevgilisi olduğunda senin de şanslı hissedeceğin anlamında gelmez. Ben bu yanılgıya düştüm hala da pişmanım canlar!
James ile onca zamandan sonra arkadaştan fazlası olmayı istediğimizi anlayınca sevgili olmaya karar verdik. Başta herşey çok güzeldi. Ben James'i iyi tanıyorum o beni falan. Fakat zamanla James'in berbat bir sevgili olduğunu farkettim. Herif umursamaz, rahat, kıskançlığa gelemeyen, hesap vermekten hoşlanmayan bir herif çıktı. Üstüne üstlük bir de alıngan ki düşman başına! Her lafım batar, her yaptığıma saçma sapan bir mana yükler, biraz ilgisiz bıraksam küser gider ama çok ilgilenirsem de götü tavan yapar falan.. Dedim yok, ben bu adamla daha fazla yapamıycam. İstemiyorum artık bitsin dedim olmadı yapamadım dedim, ısrar üstüne ısrar ve hatta tripler.. En sonunda yeni biriyle başladım artık kabullen bittiğini bırak peşimi dedim, o kadar da öküz değilmiş ki nihayet algıladı :D Şimdi bu noktada hikayemiz sonunda noktalandı sanıyordum ancak meğer hayli yanılıyormuşum.. Adam meğer "kanka-ayağı-fanı" bi adammış :D
Ben aramda arkadaşlıktan öte birşeyler geçen insanla, daha önce ne kadar yakın olursam olayım bir daha asla arkadaş olmaya çalışmam. Olmaz yani çünkü. Sen o insana "sevgilim" demişsin, kıskanmışsın o insanı, dokunmuşsun ona, yani tüm bunlara rağmen iki insan nasıl hiçbir şey olmamış gibi gayet kankavari şekilde cümleler kurabilir ki birbirine? Gelmiş geçmiş en salakça şeylerden!
Gel gelelim bizim James ile malesef ortak mekanımız çok... Herif nerde görse adeta üstüme atlıyor! Havadan sudan geyik döndürmeler, hoşlandığı kızdan bahsetmeler(!) , canı sıkılınca "tatlım"lı "şekerim"li mesaj atmalar falan.. Yani anlayamıyorum; ben bu adamı terkettim, acıklı da bi terkediş oldu aslında, yani yüzsüzmüş de çabucak sindirdi hala aramızda hiçbirşey olmamış gibi davranabilecek kapasitede mi? Öte yandan onunla yüz yüze bakarken şahsen aklımdan geçen şeyler havadan sudan konuşmalarımızdan ziyade sevgiliyken yaşadığımız daha özel şeyler oluyor. Bu adam hafızasını kaybetti de o zamanlar olanları mı hatırlamıyor? İnsan cidden isterse unutmak istediği şeyi bilinçaltının en dip ücra köşesine yollayabilir mi yani?
Anlamıyorum yani cidden anlamıyorum, utanmasa okeye 4. diye çağıracak, o derece..
Yani canlar "arkadaş kalmak" feci sinir bozucu bir vukaattır ve istenmeyen de bir davranıştır. Ben sevgililerimden hiçbiriyle arkadaş kalmadım, kalamam da yani çok saçma! Hea James gibi insanlar kalmaya zorlayabiliyor ama son derece kasan da bi' arkadaşlık çabası aslında.
Ayrılınca arkadaş kalmak için bu kadar ıkınmayın rica ediyorum! Olmuyorsa olmuyordur, zorlamaya ne gerek var yahu?!?
Dahası söylediklerim, imalarım, taşlarım da bire bir doğru adrese ulaşmış, doğru insanların başını yarmış, onu da yine öğrenmiş oldum. Ancak gerçek şu ki; birilerinden çekiniyor olsaydım bu işe hiç başlamazdım. Yazdıklarımın hiçbirinden pişman değilim ve üslubumu değişecek de değilim, daha atacak çok yumurtam (taş derdim aslında, ama bu da gündemi takip ettiğimizin kanıtı olsun hahaha) var bebekler şemsiyenizi açın hemen size gelmesin! :D
Gelelim bugünün konusuna;
bugün size "arkadaş kalalım" ayağı, ya da diğer ismiyle "kanka" ayağından bayağı bir hoşlanan bir diğer eski sevdiceğimden bahsedeceğim sayın okurlar..
Günümüzde bir kadın ve bir erkeğin yalnızca arkadaş olması son derece doğal bir durumdur. Arkadaşlık içinde doğamız gereği başka amaçları da barındırabilir tabi ama, en azından gerçekten de arkadaş olan milyarlarca insan da vardır. Gel gelelim iki insanın arasında bir gün, bir zaman birşeyler geçmişse eğer; bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Arkadaş kalalım diye çabalamak zırvalıktan başka birşey değildir.
James'in de artık bu gerçeği idrak etmesini beklerdim, ama olmadı. Halbuki benimle artık arkadaş kalamamasını sağlamak için elimden gelen herşeyi yaptığımı düşünüyordum ve aslında hala da düşünüyorum!..
James ile uzun yıllardır süren bir arkadaşlığımız vardı, bir gün arkadaştan fazlası olmak istediğimizi farkettik. O güne hala lanet etmiyorum desem yalan.. Yani bir insanla arkadaş olarak çok iyi anlaşıyorsun demek sevgili olarak da çok iyi olacaksınız demek değil ya da ona bakarken içinin gitmesi, "ulan bunun sevgilisi de ne şanslı hatun şu surata şu endama bak öf lan" demiş olman, günü gelip onun sevgilisi olduğunda senin de şanslı hissedeceğin anlamında gelmez. Ben bu yanılgıya düştüm hala da pişmanım canlar!
James ile onca zamandan sonra arkadaştan fazlası olmayı istediğimizi anlayınca sevgili olmaya karar verdik. Başta herşey çok güzeldi. Ben James'i iyi tanıyorum o beni falan. Fakat zamanla James'in berbat bir sevgili olduğunu farkettim. Herif umursamaz, rahat, kıskançlığa gelemeyen, hesap vermekten hoşlanmayan bir herif çıktı. Üstüne üstlük bir de alıngan ki düşman başına! Her lafım batar, her yaptığıma saçma sapan bir mana yükler, biraz ilgisiz bıraksam küser gider ama çok ilgilenirsem de götü tavan yapar falan.. Dedim yok, ben bu adamla daha fazla yapamıycam. İstemiyorum artık bitsin dedim olmadı yapamadım dedim, ısrar üstüne ısrar ve hatta tripler.. En sonunda yeni biriyle başladım artık kabullen bittiğini bırak peşimi dedim, o kadar da öküz değilmiş ki nihayet algıladı :D Şimdi bu noktada hikayemiz sonunda noktalandı sanıyordum ancak meğer hayli yanılıyormuşum.. Adam meğer "kanka-ayağı-fanı" bi adammış :D
Ben aramda arkadaşlıktan öte birşeyler geçen insanla, daha önce ne kadar yakın olursam olayım bir daha asla arkadaş olmaya çalışmam. Olmaz yani çünkü. Sen o insana "sevgilim" demişsin, kıskanmışsın o insanı, dokunmuşsun ona, yani tüm bunlara rağmen iki insan nasıl hiçbir şey olmamış gibi gayet kankavari şekilde cümleler kurabilir ki birbirine? Gelmiş geçmiş en salakça şeylerden!
Gel gelelim bizim James ile malesef ortak mekanımız çok... Herif nerde görse adeta üstüme atlıyor! Havadan sudan geyik döndürmeler, hoşlandığı kızdan bahsetmeler(!) , canı sıkılınca "tatlım"lı "şekerim"li mesaj atmalar falan.. Yani anlayamıyorum; ben bu adamı terkettim, acıklı da bi terkediş oldu aslında, yani yüzsüzmüş de çabucak sindirdi hala aramızda hiçbirşey olmamış gibi davranabilecek kapasitede mi? Öte yandan onunla yüz yüze bakarken şahsen aklımdan geçen şeyler havadan sudan konuşmalarımızdan ziyade sevgiliyken yaşadığımız daha özel şeyler oluyor. Bu adam hafızasını kaybetti de o zamanlar olanları mı hatırlamıyor? İnsan cidden isterse unutmak istediği şeyi bilinçaltının en dip ücra köşesine yollayabilir mi yani?
Anlamıyorum yani cidden anlamıyorum, utanmasa okeye 4. diye çağıracak, o derece..
Yani canlar "arkadaş kalmak" feci sinir bozucu bir vukaattır ve istenmeyen de bir davranıştır. Ben sevgililerimden hiçbiriyle arkadaş kalmadım, kalamam da yani çok saçma! Hea James gibi insanlar kalmaya zorlayabiliyor ama son derece kasan da bi' arkadaşlık çabası aslında.
Ayrılınca arkadaş kalmak için bu kadar ıkınmayın rica ediyorum! Olmuyorsa olmuyordur, zorlamaya ne gerek var yahu?!?
Dejavu : Ah Bir Çirkin Şansım Olucaktı...
1 yıl ulan koskoca 1 yıl geçti halbuki... Hayatıma sikip giden herif mutlu mesut (en azından dışardan görünen bu), ben hala daha arayışlardayım d: Daha ilk yazımda demiştim ama size, ben normal insanları değil anormal insanları kendime çekerim. Anormal insanlarla anormal ilişkilerim olur ve sonrasında devam eden ayrı kaderlerimiz de anormal olur. Ben hala mutluluğu bi' türlü yakalayamamışken, bana yaşattıkları yüzünden bin bela bulması gereken herif mutlu mesut aşk yaşar. Yok yahu adalet harbi yok...
Ne diye atarlandın diyosunuz bana hissedebiliyorum. Ne kadar da çok izleyicim var değil mi yahu kalabalıklar içinde yalnız kaldım resmen o kadar kalabalıksınız ki kendimi göremiycem adeta hahah :D:D Neyse izleyen sayılı insanım demiştir ama bunu onu biliyorum, yahut gelecekteki izleyicilerim gelecekte bir gün bu cümleyi kuracaklar. Onu daha net hissediyorum. :D Adaletin sıfır olduğu bir dünyada hala umut ediyorum iyi mi kötü mü vallahi bilemedim.. d:
Şimdi efendim gelelim fasülyenin faydalarına... demiycem tabi :D sebeb-i ziyaretimizin ana konusu herife...
Herşey 1 yıl önce başladı. 1 yıldan biraz fazla esasen ama doruk noktası 1 yıl önce diyebilirim. Ben o zamanlar saf salak bi' kız. Dünyanın hala iyilik edenin iyilik, kötülük edenin kötülük bulduğu bir yer falan olduğunu sanıyorum. Safım işte cahil aklı napıcaksın.. O zamanlar Mike diye bi' de manitam var. Hödük aslında, katıksızından hödük. Bencilin, empati yoksunu kendini beğenmişin teki. Ama ben deli divane aşığım. Gerizekalıca bir aşk patlaması yaşıyorum içimde öyle böyle değil!.. Böyle gel köpek olmuşum artık o derece.
Vicky gel desin geleyim git desin gideyim, Vicky öl desin öleyim o derece manyağım. Mike birşeylere üzülsün saçını okşayayım, Vicky birşeylere üzülsün Mike siklemesin. Sonra saf Vicky Mike'ın da problemleri olduğunu düşünsün ve hem kendine hem Mike'a üzülsün, Mike ise gezsin tozsun, Vicky ne yaşar umrunda olmasın. Mike birşey istedi mi Vicky anında yapsın ama Vicky birşey istesin Mike mırın kırın etsin ama Vicky tüm olanları sineye çekip asla Mike'a yansıtmasın.... böle gider ilişkimizin ayrıntıları. Fena aşığım ve daha fenası düzeyinde bi salaklıktayım öle düşünün. Mike bana son aşkımsın derdi, yüzbin kere çok aşığım sana incitme beni nolur dedi, karım sen olucaksın derdi, evlenelim lan derdi, şurda evimiz olsun böle döşeriz derdi, çocuk da isterim bak derdi; salak Vicky de salak olduğundan ötürü ciddi olduğunu sanırdı herifin. Bir yıl önce Vicky hayatının o zamana kadarki en muhteşem günlerini geçirdi Mike ile, sonra herşey bitti.
Mike denen hödük ilişkilerinin en mükemmel günlerinin ardından iki haftayı zor bulan bir süre sonunda Vicky'yi durduk yere terketti. Ben de haftalarca Mike'ın zaten köpeğiydim ya daha bi' köpeği oldum, ağladım, yalvardım, yazdım çizdim sayfalarca, o hödüğe atıcağıma hepsini yayınlasam birkaç blog dolardı herhalde deli edebiyat parçaladım.. Ah şimdiki kafam olacaktı sümük atmazdım sümük!.. :D:D Neyse.. Mike bebesi pek tabii ki geri dönmedi. Vicky, "Mike! Mike!" diye acısından ölmekle meşgulken, aylarca yolunu gözlemişken; Mike bebesi gitti bir ay sonra Barbi denilen bi karıyla çıkmaya başladı. O karının adını bilerek Barbi koydum çünkü Barbi orda bi ironi. Vicky kıçına kaş göz çizse, Barbi'ye açık ara fark atar. Barbi ki götüme benzeyen, kısa boylu, iki memesi bi avuç doldurmayacak, basenli, çingen karası, paçoz bi hatun.
Mike ile Vicky aylar sonra konuştuğunda Mike Barbi'yi sevmediğini, daha ziyade takıldıklarını söyledi. Lakin yılbaşının yaklaştığı şu güzide günlerde ajandama program yaparken günün anlam ve önemini keşfettiğimde Mike denilen herifi hatırladım. Sonra yaptığım minik bir araştırma sonucunda Barbi denilen karıyla hala çıktığını öğrendim. Karı benden güzel olsaydı anlardım, benim kadar güzel olsa gene anlardım, götümden güzel olsaydı bari lan ona bile harbiden içim yanmayacaktı! Nasıl bir mide nasıl bir zevktir o Yarabbim!
Götümden beter bi hatunla bile olsa Mike bebesi nerden baksan bir yıla yaklaşmış düzenli bir ilişkiye sahipmiş yani. Öte yandan Vicky'nin elinde ne var? Vicky aklını kullanamadı. Vicky güzelim 6 ayını gelmeyecek olan Mike bebesini beklemeye harcadı. Sonra Vicky de nihayet akıllandı, ancak Vicky'deki anormal adam bulma potansiyeli hat safhada olduğundan ötürü bir türlü dikiş tutturamadı. Ne Henryler, Aaronlar, Davidler, Jamesler, Liamlar tüketti Vicky; ama bir türlü hiç biri istediği gibi olmadı. Barbi karısı da mutlu mesut yaşayıp gidiyor!
Şimdi sorarım yani adaletin bu mu dünya?!? Gerçi Mike da layığını buldu belki, hayatımın içine sıçıp gidişinden sonra reelde de hakkaten Barbie gibi bir kız bulup onunla mutlu olsaydı acım daha büyük olurdu. Ben en azından birkaç Ken de tükettim ama olmadı naparsın kısmet, yavrum onu da bulamadı heralde ki götüme benzeyen çingen çakma Barbie ileymiş hala.. :D Düşününce iyi tabi.. Sadist değilim hayır! Sadece adaletsiz..
Her işte bir hayır vardır ama. Ya da hala salağım.
P.S : O değil de beklenenin aksine koskoca atarlanma yazımın sonunda Mike'ı değil de Liam'ı özlediğimi farkettim lan :(( pehh..
11 Aralık 2010 Cumartesi
Kelebek Aşk
Saatler geçmez bir türlü yalnızım.
Küçük kelebeklere ters kapatıp kavanozları
Seyrettim. Galiba aptallaştım.
Aşk böyle bir şey mi ki , bir acı var içimde
Anlamıyor kimsecikler kısırlaştım.
Boş söylememiş arkadaşlar, tanıdıklar; bir yumruk var kalbimde
Ben ağırlaştım.
Hep sensiz yine sensiz geçmiyor bu akşamlar ,
Gökyüzünde süzel sen ben buradayım.
Kanatlarının altında bir küçük yer ver bana,
Ses çıkarmadan koynunda uyuyayım...
8 Aralık 2010 Çarşamba
Mağazalardaki büyük kabus : Satış Elemanı
Alışverişe gitmeyi seviyorum. Evet cidden seviyorum, asla da inkar etmedim. Ancak belirli nefret ettiğim unsurları var ki, alışverişe dair tüm sevgimi bir anda yitirmiş hissediyorum... Misal, alışverişe asla kendiniz de birşeyler almayacaksanız, sırf arkadaş hatrı falan için gitmemelisiniz. Bir yerden sonra hem berbat şekilde yorulduğunuzdan dolayı evde oturup film falan izlemek yerine alışverişe gelme gafletinde bulunduğunuz için kendinize kızarsınız, öte yandan berbat da bir alışveriş arkadaşı olursunuz. Zira sürekli somurtacak ve gitmek için yer arayacaksınızdır. Yani kendiniz de birşeyler bakmak istemiyorsanız uzak durun oralardan. Gidin parka bahçeye deniz kenarına çıkın yahu! Para harcamadan gezilecek yer mi kalmadı? İnsan içine çıkın nefes alın ;)
Neyse öte yandan bir de ihtiyaç hali vardır ki, bu sizi alışverişe mecbur kılar. Bugün de birkaç şeye ihtiyacım vardı ve malesef nefret ettiğim alışveriş unsuruyla bir kez daha yüzleşmek zorunda kaldım, bildiğin işkence!
Bir kere bunca yıllık alışveriş hayatımdan öğrendiğim ve uzak durulması gereken ilk şey, kesinlikle satış elemanıdır. Bir alışveriş merkezinde en nefret ettiğim insan kitlesi bunlardır. Mecbur olmadıkça başvurulmaması gereken insanlardır bunlar. Özellikle pahalı ürünler satan mağazalardakiler iki kat tehlikelidir. Bu tip mağazalar herkesin bütçesine uygun olmadığından ötürü genelde boş olurlar. Yani ortada ihtiyaç fazlası eleman durumu vardır. Bu mağaza ihtiyaç fazlası elemana neden para öder hala bilmem :D Neyse sorun da o değil zaten..
Efendim bu satış elemanları müşteri ile pek karşılaşmadıklarından dolayı siz içeri girer girmez adeta üzerinize atlarlar. Bakınmak için geldiyseniz bile on defa nasıl birşey baktığınızı sorarlar ve "bakıyorum ben öyle" yanıtı onları asla tatmin etmez. Bu yanıta verecek "bakın şunlar yeni sezon ürünlerimiz, dün geldiler, bence size çok yakışır" cinsinde yanıtları her daim mevcuttur. Bütün satış elemanları tepenize üşüştüğünde o mağazadan çıkışınız da zorlaşacaktır, zira bakışları sizi birşeyler almaya yahut en azından denemeye yöneliktir. Bu tuzağa düşerseniz, işiniz çok daha zor olacaktır...
Bugün de uzun süre kullanılabilirlik açısından paradan çok da kaçmamaya çalışarak bir elbise almak istiyordum. Bu da beni kaliteli mağazalara gitmeye yöneltti. Kendi tezimin kesinlikle farkındaydım ancak ulaşmak istediğim de kaliteli bir üründü. Bile bile lades yani.. d:
İçeri girdiğimde tüm gözler tam da beklediğim üzere bana çevrildi. Bir anda herkes "hoşgeldiniz efendim" , "ne arzu edersiniz efendim" , "şunlarımız da yeni bakın efendim" diyen insanlarla dolup taştı. Antipatim var diye "ben bakıyorum öyle yaa" dedim. Hoşnutsuz olarak bir adım geri çekildiler. Savaşı kazandığımı sanmıştım, ancak yanılmışım.. hahah
Kabinden çıkmamla elemanların tamamını yine dibimde bulmam bir oldu. Boy aynasını bilerek kabine koymamışlar ki, müşteri satış elemanıyla muhatap olmak zorunda kalsın! Elbise kesinlikle iyi olmamıştı. Sonra şenlik başladı tabii..
Vicky: Yok yaaa olmadı bu neyse napalım..
Satış elemanı: Aaa!! Olurrmu öyle şeyyy!! Ne kadar da yakışmışşşş!
V: Yok yahu nesi oldu şuna bak eteğe baksana..
S.E: Efendim bu sezon bu tarz etekler moda. Frapan ve aykırı tarzınıza çok uyacaktır! Kesinlikle alın çok yakıştı!
V: (bu noktada dikkat dağıtmak şart, antitez öne sürüyoruz) Benim aykırı olmak istediğimi kim söyledi ki?
S.E: (satış elemanı ufak bocalamasının ardından tekrar ayağa kalkar) Efendim ama bu elbise aynı zamanda sert ve kadınsı çizgileriyle son derece seksi de bir elbise! Hem de bu fiyata! Kaçmaz!
V: (yenilmemekte kararlıyım) Bu şimdi ucuz mu yani?
S.E: Bu elbiseye değmez mi efendim?
V: Yok yok içime sinmedi ben biraz daha dolaşayım en iyisi..
S.E: (panik hat safhada) Yani siz bilirsiniz tabii amaa... Mor bu sezon çok moda!
V: (sıkılmışlık) Anlıyorum.. Yok en iyisi ben biraz daha bakayım..
Bu noktada zaten elemana kanmak ile kanmamak arasındaki çizgide son derece bocalamaktasınızdır. Bu sebeple bir söz hakkı daha vermeden kesinlikle çıkarmak için tekrar kabine girilmelidir. Yoksa o elbiseyi almadan oradan çıkamazsınız. Nitekim ben de öyle yaptım ve elbiseyi çıkardıktan sonra diğer elemanlara da konuşma fırsatı vermeksizin koşar adım mağazadan çıktım! hahah
Siz siz olun satış elemanına fazla prim vermeyin bebeklerim! Satış elemanı dost değil düşmandır. Yalancıdır, iki yüzlüdür, çakaldır. Hele pahalı mağazalarda bu insanlar için saydığım sıfatlar iki kat tehlike arz eder boyutta baş gösterirler. Benden söylemesi... Uzak durunuz, aman dikkat! :D
7 Aralık 2010 Salı
"İyi çocuk - Kötü çocuk" .. İşte bütün mesele bu!
Açılış konuşması her daim zordur derler. Var öyle bir gerçek evet kabul ediyorum.
Ben yeniyim canlar evet bildiniz 10 puan daha kazandınız! Vicky blog dünyasında yeni :)
Ben de siz gibiyim aslında. Vicky de hayatın şahane yüzlerini gördüğü kadar, yeri geldi boğazına kadar boka da battı. Hatta Vicky'nin boka battığı gün sayısı gördüğü güzel günlerden daha fazladır. Bu konuda kesinlikle ciddiyim. "Boka batmak" kavramı kişiden kişiye değişir tabi. Yani insan her seferinde "en kötüsü bu, bundan da kötüsü olamaz artık" falan der. Daha kötüsü gelene kadar en kötüsü odur. Volkswagen reklamının az değişik versiyonu oldu idare edin, amacım reklam yapmak değildi aslında.. ahahah
Neyse ne diyorum? Evet ben de en az siz kadar boka batmışımdır eminim. Ama bu durumda kendi kabahatimin yanında çevremdeki insanların da payı var. Garip bir enerjim olduğuna inanıyorum artık. Çünkü normal insanlar beni bulmaz. Nerde olmadık, sorunlu, uçarı, garip insan var; eliyle koymuş gibi beni bulur bu insanlar. Bu insanlarla karşılaşmakta hiç zorlanmadım. Ben bulmam zaten onlar bulur beni çoğu kez. Sonra gider bide aşık olurum ben bu insanlara. Al sana boka batmanın en alası :)
Gerçi bu olayda yalnız olmadığımı biliyorum, kızlarda genelde vardır bu olay. Kötü çocuklar sevilir, yalnız ve anlaşılamayan, dünyanın ve yaşamanın derdine düşmüş çocuklar da entel denir yine sevilir, herkesin odak noktası olan, rakibinizin zilyonlarca başka kız olduğu ortam çocuğu tipinde takılan zengin ve yakışıklı çocuklar zaten havada karada sevilir. Öte yandan bir de duygusal, ideal eş, orta gelirli bir aileden gelen ama gelecek vaadeden, ortalamadan ne düşen ne de ortalamayı aşan bir erkek kitlesi de mevcuttur. Kadın milleti her seferinde bilir ki ortalama adamı seçerse aslında mutlu güzel bir hayatı olabilir. En azından bu adam onu yüksek ihtimal yüz üstü bırakmayacaktır, değer verecektir, aldatmayacaktır. Oysa diğer seçenekteki o "farklı" tip yüksek ihtimal bencil olacak ve ona hakettiği değeri vermeyecektir, kendi sorunlarında boğulurken ona eğilemeyecektir, sıkıya gelemezse terkedecektir ve daha iyisini bulursa ikinci kez düşünmeksizin aldatacaktır.
Şimdi eldeki verileri toplayınca yapılması gereken "ortalama adam"ın seçilmesi olmalıdır esasen. Ama hatun kitlesi içinde Vicky'nin de dahil olduğu yüksek yüzdedeki hatun kısmısı napar? Pek tabii ki yanlış seçimi yapar ve öteki "farklı" yada "cool" yada "tehlikeli" falan olan adamı seçerler. Sonra gelsin romantik film başında ağlamalar, çikolata sendromları ve unutup arınma amaçlı alışveriş manyaklıkları. Evet bu tarz adamlardan ayrılınca genelde bunlar yapılır. Lakin işe yaramazlar elbet. Sonra hanım kızımız kafasını duvarlara vuraraktan daha en başından yanlış görünen adamlara tövbe ederler. Ancak yeni "farklı" adam çıkageldiğinde kendisine verdiği sözü anında unutur ve tehlikenin kollarına koşar bir kez daha. Aynı senaryo, farklı karakterler. Evet bu hikaye hep böyle olur.
"4S kuralı" vardır bilen bilir. Doğanın kanununda olduğuna inandığım bir kural artık. İyi kızlar hep terkedilir, aldatılır; buna karşılık süründüren, yüz vermeyen, "küçük dünyaları ben yarattım" maskesini suratından bir an düşürmeyen kızdan değerlisi yoktur. Aynı şey erkekler için de geçerli tabi. O örnek erkek hep kenara köşeye itilmiş olur ve kötü olan her daim kazanır. Öte yandan benim hakkaten farklı bir enerjim var. Mıknatıs gibiyim, normal adam beni bulmaz. Anormal adam yağmur gibi yağar.
Herkesin bir ruh eşi olmalı olmak zorunda sendromu var bir de. Hepimiz polyanna tadında bir iyimserlikle bu ruh eşini bekliyoruz aslında. Karşımıza çıkan her insanın tesadüften ziyade kader olduğuna inanmak istiyoruz. Yaşadığımız şeylerin birşeyler ifade etmek zorunda olduğu, öylesine birşey olamayacağına inanıyoruz. Minik mucizeler arıyoruz tanışma sebebimizde yada o ilişkinin başlamasında falan. Sonra ne zaman ki ayrılık günü geliyor, "Ne aptalsın kızım Vicky neresi mucize olabilir lan bu herifin hödüğün teki işte" diyorum. Şahsen bende böyle işliyor yani durum ve gördüğüm kadarıyla ben gibilerde de hep böyle oluyor. Bir yerlerde hepimizin ruh eşi var eminim bundan.
2 milyar insanın yaşadığı bir gezegende, onca insan arasında böylesine mükemmel farklılıkta bir kombinasyona sahip olduğumu düşünmek bir yerde gurur verici değil desem yalan olur tabi! ahahah.. Ancak insanın yaratılış olarak diğer yarısına da ihtiyacı olduğu görüşündeyim. Yalnızlık Allah'a mahsus zımbırtısı var bir de ama ona hiç girmeyeyim şimdi!.. Neyse yani var sanırım bir benzerimden daha ama dünyanın neresinde bilmiyorum. Koordinat verebilecek bir aletim olsa hiç fena olmazdı, zira bir ara bulur muyum o kısmında şüphelerim yok değil...
Hepimiz bambaşkayız aslında, hepimizin içinde farklı bir ışık var, hepimizin enerjisi görünebilir olsa farklı bir renk dalgasında oluşur ve farklı renkler çıkarmamıza sebep olurdu. Enerjinin hakikaten bir rengi varmış da zaten, bütün vücudumuzu kaplayan bir tür ışık kümesiymiş, ancak insan gözü bu ışınları görmeye yetecek algı potansiyelinde değilmiş. Yani düşününce gerçekten hepimizin bir rengi mevcut. Gökkuşağında kaç renk var sorum ordan aslında. Hepimizin başka bir rengi varsa, bu milyarlarca renge denk geliyor olabilir. Gökkuşağında hepimiz 7 renk olduğunu düşünüyoruz, ama işin göremediğimiz kısmı da var. Bence göremediğimiz milyonlarca farklı renk de olabilir. Bunca rengin arasından bire bir doğru kombinasyonu yakalayabilir miyiz? "Bekleyip göreceksin Vicky bebeğim" diyerek kendimi yanıtlıyorum. Hepimizin bir gün kendikine bire bir uyumlu rengi farkedebilmesi ve kaçırmaması dileğiyle.. :)
P.S: Kapanış cümlesi çok kapanış gibi oldu, geri gelicem merak etmeyin bu seferlik bu kadar hahah :D
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




















