21 Ekim 2011 Cuma

Komşu komşunun herşeyden önce normalliğine muhtaç!

Çocuk dediğin şey bana kalırsa baş belasıdır biricik izleyenlerim. Hele komşu çocuğu ise bir kaşık suda boğulasıdır. Hamam böceği dahi onlar kadar sorun olmuyor, nihayetinde hamam böceği basılınca ölen bir yaratık. Komşu çocuğunu öldürmek demek müebbet hapis cezası demek. Bir de çocuk* oluşunu hesaba katacaklar, nasıl bir chucky kılıklı olduğunu tamamen gözardı edecekler, planlanmış cinayet falan diyecekler, oldu mu sana ağırlaştırılmış müebbet! F tipini boylarsın valla bir hukukçu olarak pek akıl karı görmüyorum. Ama çok yakında akıl karı mı değil mi diye hesap edecek bir aklım kalmayacak, zira aklımı kaçırma noktasına geldim lanet olası velet(ler) yüzünden... 
Efendim bizim üst katımıza bugüne kadar malesef asla normal bir aile taşınmadı. 18 numaralı daire bir tek sorunsuz, herkesinki gibi bir aileye yuva olamadı. yani sorun dairede mi yoksa üst katımızda oturmaları dolayısıyla benim kainata muhtemelen yolladığım ikircikli beklentide mi ondan mı oluyor bilmiyorum ama acı gerçek bu evet. Kronolojik inceleme ile olayı ele alırsak bana hak vereceğinize eminim;

  • Şimdi buraya ilk taşındığımızda bir aile vardı, 20 küsür yaşlarda ve kendilerinin de mukayet olamadığı, öfke tedavisi falan gören, bir baltaya sap olamamış psikopat bir oğulları vardı. Saçma sapan insanlar onun yüzünden apartmanda gezerdi, birisi hesap sormaya kalktı mı eleman bulunulan ortama göre ya ekmek bıçağı ya çakı çıkarırdı. Kulak patlatmaya yemin etmişçesine bir sesle müzik dinlerdi, apartman inlerdi. İnanılmaz rahatsız olurduk ki bir de bu insanımsı bizim üstümüzde oturan bir insanımsı olduğu için biz daha büyük bir risk grubuyduk zira sinirlerimiz felaket gergindi. Uyarmaya çalışanlardan birini, daha önemlisi bizimkilerden birini gözü dönmüşken veya kafası güzelken bıçaklayacak diye ödüm patlardı. Akabinde birkaç kendi gibi adama bulaşmış sanırım, bir süre sonra taşınmak zorunda kaldılar. Eleman için artık güvenli değilmiş buralar. Onun için bile güvenli olmayabilecek bir insan grubu varmış, baya tehlikeli falan olmalılar ama sağolsunlar, varolsunlar, bin yaşasınlar dedim. Bana dokunmayan yılan bin yaşasının böylesi :D Anlık bir sevinç patlaması yaşadık tabi buradan taşındıklarını görünce. Lakin saadetim uzun sürmeyecekmiş...

  • Ardından oraya bir aşiret taşındı. Evet aşiret diyorum, bu kısmın altını çizdim. Zira harbiden bir aşiretlerdi. Hani ev o kadar kalabalık ki kesin bir aşiret çıkar oradan. Ortaçağdan kalma bir hane reisi, resmi nikahlı karısı, imam nikahlı karısı, 5 çocuk, valide sultan, peder bey. Evet bütün bu insanlar tek bir evde yaşıyor. Ev 3+1, evde 10 kişi kalıyor, hatunlar da hamile. Daha da gelecek var yani. Ailenin tohum sağlam, aşireti de genişletmeleri lazım... Şimdi çocukların hepsini(!) bir odaya tıksan, valide sultanla peder beyi salonda yatıracak halin yok ona da bir oda lazım, e senin kendi yatak odan olacak tabi ama hangi karınla paylaşacaksın o yatak odasını? Her iki kadının da hamile olduğu gerçeğini göz önünde tutarsak adamın cinsel hayatının yalnızca sonradan aldığı kuma ile sınırlı olmadığı da aşikar. Hangi kadını alacak yatakodasına da hangisi salonda yatacak? Her halde "Seni seçtim pikaçu, ötekiniz de gitsin salonda yatsın bu gece" diye buyuruyor reis bey. Tabi fantazi dünyaları daha geniş de olabilir, "Hatuncum bizi izle de feyz al yarın gece bu performansı senden de bekliyorum bak ona göre" de demiş olabilir, yahut daha da üst level bir fantazi olarak threesome da takılıyor olabilirler. Bilemiyorum o kadarını. Öte yandan adı geçen hatunların dışarı çıkarken çarşaflara, peçelere büründüğünü de belirtmek istiyorum ki olaydaki ironiyi rahat algılayalım. Binada kendileri gibi olmayan bütün insanlara alemin en ahlaksızı olarak bakmalarına karşın, o evde dönen fantazilerin haddi hesabı yok. Sinirimi bozuyorlardı. Feodal düzeni bu kadar ısrarla yaşamaya çalışan bir ailenin bir üstümde oturduklarını bilmek iyi değil. Neyse ki yatak odası benim odamın üstünde kalmıyor da sapkın fantazilerine kulak misafiri olmadım. Benim odamın üstünde valide sultanla peder bey kalıyordu muhtemelen, eh onların da bu saatten sonra içi geçmiştir zaten.. Bir süre sonra onlar da tutunamadılar bu ahlaksız(!) apartmana ve onlar da taşındılar. Yine derin bir nefes almıştık ki, nefesimi veremeden bir beter daha taşındı.

  • Kronolojik üçüncü sıramızda Türk kültürüne uyum sağlamayı başarıcam derken kafayı sıyırma noktasna gelen Alman hatunla derebeyi Türk erkeğinin ve aşklarının kavga gürültü esnasında çürüyen meyvesi olan kızlarının oluşturduğu ailemiz var. Efendim bizim adam kadınla nerede tanıştı nasıl etti de Türkiye'ye yerleşmeye ikna etti, nasıl oldu da Ali kaptan ile Caroline'e taş çıkaracak uyumsuzlukta iki insan evlenip İstanbul'a ve özellikle tam üstümüzde kalan 18 numaralı daireye yerleşmeyi başardı hala düşününce cevabını bulamıyorum. Tipik bir 18 numara vakıası gerçi ya ilginç yani. Efendim bu çiftimiz de gece gündüz demeden mütemadiyen kavga ederlerdi. Zaman zaman kavga şiddetlendiğinde kadının hızını alamayıp evde çığlık çığlığa bağırışına, adamın gürültülü şekilde küfredişlerine ve psikolojisi doğal olarak bozuk olan zavallım kızcağızın annesi ve babasına taş çıkarır bir sesle ağlayışına istemsiz şekilde tanık olurduk. Vazolar kırılırdı, kapılar çarpılırdı falan baya sinir ortamı. Hatun alışamamış Türk yaşam tarzına genel mevzu buymuş. Kızları 7 yaşındaydı, 7 yıldır bu psikozda mı yaşıyorlar yoksa hatun daha anca mı farketti uyamayacağını bilmiyorum. Sonunda bir gün hatun evi terketmiş. Bir süre aradılar falan filan derken hatunun Almanya'ya döndüğü ortaya çıktı. Bir de boşanma celbi. Adam ve kız bir ay kadar daha bizim apartmanda takıldılar, sonra onlar da tutunamadı. Zavallı kıza ne oldu, şimdi ne yapıyorlar falan o kısım muamma. Ama en azından kavga gürültü bitti diye sevinmiştik, bir kez daha erkenmiş.

  • Sonrasında yine aynı prototipte bir aile taşındı binaya, tek çocuklu bir aile. Daha naif kendi halinde olduklarını düşünüyorduk ki yanılmışız. Bu seferki kaçık hatun sendromuymuş. Ciddi sorunlu. Kocası eve gece geliyor. Artık iş yüzünden mi yoksa sekreterle falan mı kırıştırıyor bilmem ama, nihayetinde eve geç geliyor(muş). Komşuların yalancısıyız. Bu hatun harbi tuhaf. Kulaklarında sorun vardı bence. Sürekli son ses müzik dinlerdi. Gerçi müzik de değişken. Bir gün sabahtan akşama kadar son ses ilahi dinlerdi, ara ara kuran günleri düzenlerdi, Eve hoca çağırır sağırmış gibi mikrofonla kuran okuturdu falan ve biz de malesef tüm bunları dinlemek zorunda kalırdık. Sonrasında ertesi gün yine son ses oryantal dinlerdik. Kadın belli ki psikolojik bir kişilik savaşı yaşıyor. Şizofren bile olabilir bence. Yani bir insan bir gün sabahtan akşama ilahi dinler de ertesi gün de sabahtan akşama mezdeke dinler mi yahu?! Bir sorun yok mu yani bir saçmalık? Tüm bunlar yetmez gibi akşam olduğunda da bu sefer de süpürge yapmaya başlardı. Saat olmuş akşam 9, bizim manyak açmış elektrik süpürgesini kocası gelmeden evi temizliyor. Artık oryantal yaparken etrafı mı döküp saçıyor bilmiyorum ama her iki günde bir akşam 9da, hani herkes günün keyif zamanına çekilmişken hatun temizliğe girişiyor. Kocası gelmeden ev temizliyor. Süpürmesi de malesef yaklaşık 45 dakikasını alıyor. O süre zarfı boyunca sabahtan akşama kadarki bütün gürültüler yetmez gibi bir de o gürültüyü çekiyoruz. O da yine bir başka sinir harbiydi. Neyse ki hatun pek lüks meraklısı bir sonradan görmeydi ki, tek çocuklu bir çift olmalarına rağmen 3+1 hatunu kesmemiş, kocasına bir 4+1 aldırmış. Oraya taşındılar, oh dedik. Fakat yeni yine yeniden olmadı.

  • Evet geliyoruz zincirin bir ay kadar önce yenilenen son halkasına. Bunlar da çocuklu efendim. Çocuklu. Bu kısma vurgu yapıyorum. Çocuklu. Aslında birçok çocuklu. Totalde 4 çocukları olduğu söyleniyor ama bence yukarda en az 8 çocuk var. Yahut nasıl çocuklarsa onlar, 8 çocuğun çıkarabileceği sesi 4 çocuk olarak çıkarıyorlar. Bütün bir gün evin içinde at koşuyor sanki, tavan tepemize yıkılacak sandım bugün. Öyle bir zıplamak yok harbiden. Gören de evde uzun atlama yapıyorlar sanacak! Be kadın madem mukayet olamayacaktın, madem bakamayacaktın laf geçiremeyecektin, salak mısın manyak mısın ne bok yemeye doğurdun onca çocuk?! Çocukların hepsi birer chucky! Böyle bir haşarılık, böyle bir hiperaktivite olmaz! Desperate Housewives'taki Lynette'in yerli versiyonu resmen bu hatun. Ne koymuşlardı onun kanald versiyonunda adını? Elif sanırım. Öyle bir şey. Neyse. Hayır o çocukların yaramaz olduğu ve olacağı daha ilk çocuktan aşikar. Sen daha o çocuğa mukayet olamamışsın ki 2-3-4 falan senin neyine yani? Kafama yastık basıp uyumaktan başka çare bırakmıyorlar. Ne lanetli daireymiş arkadaş! 11 yıl boyunca tek bir tane bile normal aile gelmez mi ya 1 tanecik?! Allah düşmanıma vermesin böyle komşuyu harbiden illallah ettim...
Neyse canımcıklarım, bizim apartman da malesef böyle lanetli bir daireye ev sahipliği yapıyor. Uğursuz rakam 13tür derler ya, değil efendim. Uğursuz rakam 18. Net. 18 numaralı dairelerden siz siz olun uzak durun. İki kat üstüne altına falan taşının, hele 18 numaraya asla taşınmayın. Harbi lanetli. Öyle böyle değil...

P.S: Sonraki yazımda siteyi taşıyacağımı söyledim ama henüz işler bitmedi, bitince haberiniz olacak zaten. Görüşmek dileğiylen canlar. Mucki. Çav!

11 Ekim 2011 Salı

Egoizmde sınırlar ne kadar zorlanabilir?

Uzun bir aradan sonra tekrar birlikteyiz canlar! Belki fark edenleriniz vardır, görünen son yazımdan beri iki yazı daha yazmıştım aslen ama kafamda çok fazla şey var. Bulanık hissediyorum bazen. Dün kafamı meşgul eden bugün etmeyebiliyor falan, yazdıklarımın sabit düşüncelerim olmadığına ve aslen beni yansıtmadığına kanaat getirdiğim için onları kaldırmıştım. Bunun da sebebi budur yani endişelenmeyin, yazmaktan vazgeçmiş değilim yoksa. :D Hatta bir de sürpriz haber vereyim, çok yakında sitemi taşıyorum. Daha orijinal, yepyeni ve bu kez tamamen bana ait bir siteye taşınacağım (web tasarım için elbette bir hayli yardım alıyorum, o kısım istisna :D ) ve bundan sonra o adresten yazacağım. Site hazır olduğunda gerekli bilgileri yine buradan paylaşacağım. Bugüne dek yazdığım tüm yazılarımı oraya da kopyalayacağım ve bundan sonraki yazacaklarım da orada olacak. Muhtemelen bu adresteki son yazım olacak bu da.

Neyse evet ne diyorum, kafam karmaşık biraz şu aralarda. Biraz asabım bozuk, her seferinde iyi kız olmaktan bıktım sanırım ve bu durum yazıma da yansıyacak ama hedefe ok atmak derdinde değilim. Aslen onu da yaparım, bilen bilir. Bizatihi bu amaçla yazdığım birkaç yazım da oldu bugüne dek. Soruldu sorgulandı o yazılar ama hiç de pişman değilim onları yazdığıma, hala her bir yazım konusunda bire bir aynı görüşteyim zira. Neyse olay bu değil; demek istediğim yazı yalnızca hedef gösterdiğim insanlara değil, herkese hitap etsin istiyorum. Birkaç önerim olacak çünkü. Hiçbirimiz hatasız değiliz, bu sayacaklarımı henüz yapmadıysanız belki sizi durdurabilirim diyorum canlar, kamu menfaatini gözeterek yazıyorum yani. Bakıp belki feyz alırsınız diye. :D

Hiç sevgilinizi terk ettiniz mi bugüne kadar? Elbette ettiniz! Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, biz bizeyiz şurda… :)) Güzel bir şey mi? Hakettiyse o insan güzel elbette, içinizin yağları eriyerekten belki bir an canınız acısa da terk ettiniz ve zerre pişman değilsiniz. Öyleyse kocaman bir alkış size, en doğrusunu yapmışsınız! Peki o insan bunu hak etmediyse? İşte orada problem başlıyor. Vicdan azapları, can sıkıntıları, üzecek olmaya dair üzüntüler ve kişisel mutsuzluğa dair tasalar… falan filan liste uzar. Bu noktada terk etmek biraz daha çift taraflı moral bozucu ve bir o kadar da zor oluyor. Fakat nihayetinde yapılmıyor mu? Yapılıyor. Ben de yapıtım muhtelif sayıda kez, üzdüm ve üzüldüm belki ama bugün bir şansım daha olsa yine aynını yapardım. Haksız mıyız? Hayır. Yani mutsuzsan, karşındakine eskisi gibi hissetmiyorsan ya da aslen baştan beri hissetmediysen terk etmek, ilişkiyi aldatarak sürdürmeye göre çok daha dürüst ve mertçedir bana kalırsa. Bir kez daha aferin size! Fakat sorun burada değil zaten, asıl olay ayrılıktan sonra başlıyor. Geliyoruz ikinci soruya…

Terkettiğiniz sevgilinize o günden beri yaklaşımınız nasıl? Hakeden sevgiliye zaten pek bir yaklaşımınız olmaz, kuyruk acısıyla o yaklaşır ve onda da ağzının payını aldıktan sonra daha da yanaşmamayı öğrenir. Mesele hak etmediği halde terk ettiğiniz sevgilinize nasıl yaklaştığınız. Hani şu “…Pelinsu sen aslında çok iyi birisin” veya “…Berke inan ki sorun sende değil bende” ya da “…ben seni hak etmiyorum Özgecan” türevinden söylediğiniz ve yalan olsun diye değil, harbiden böyle olduğuna inanarak söylediğiniz ama maalesef klişeler denizinde boğuldu vasfında görünen sözleri sıraladığınız eski sevgiliniz var ya; hah! İşte onu kastediyorum. O terk ettiğiniz Pelinsulara, Berkelere, Özgecanlara sonradan nasıl davranıyorsunuz canlar? Hak etmedikleri halde kendimizdeki bir takım geçmiş meseleler, yeni etkileşimler veya psikolojik saçmalıklar yüzünden terk ettiğimiz o insanlara nasıl davranmak gerekir? Sen o insanı çok yüksek ihtimal bayağı bir kırdın, üzdün ve hatta ahını aldın falan dimi? Biliyordun zaten böyle olacağını ama çıkar yolun yoktu falan filan o kısmı ben de biliyorum ama madem bir bok yedin, aslolan bir daha gölge etmemektir değil mi? Sen o insanın hayatına varken de yokken de iyi gelmemişsen, uzak durmak en güzeli. İnsan olmak türümüze saygı ve sevgi duymak çerçevesinde az buçuk hümanizmi gerektirir ve hepimiz biliriz ki insanlar kötü anılarını alt bilince atmak ve unutmak isterler. %100 başarı sağlamak elbette mümkün değil ama ayda yılda, senede bir hatırlamak ve “amaaan geldi geçti salla” demekle, paso hatırlayıp “Allah belasını versin o pezevengin/orospunun” demek daha bir can sıkıcıdır. Üzülmekten de öfkeden de olabilir bu can sıkıntısı ama sonuçta insana negatif enerji yükler. Negatif enerji başka negatif tepkileri kendisine çeker ve sonuç olarak boktan gün(ler) geçirmeye sebep olur. Terkederken o insanın hayatına bizsiz devam etmesine müsade ediyorsak, o dakikadan sonra da bu ciddi kararımıza sadık kalmalıyız. 

Terkettiğiniz ve terk ettiğinize pişman da olmadığınız eski sevgilinizle aradan haftalar/aylar/yıllar (bu süre terk edilen insanın hayatını tekrar düzene koyması için gereken süreye göre değişkenlik gösterebilir) geçtikten sonra durduk yere iletişim kurmaya çalıştınız mı? Soru uzun biliyorum ama yapacak bir şey yok d: Çalıştıysanız amacınız neydi? Pişman olduysanız, hala sevdiğinizi ve hayatınızın hatasını yaptığınızı anladıysanız ve hali hazırda sözü geçen insan da zaten boştaysa falan anlarım. Mantıklı bir temeliniz vardır, şansınızı deneyin derim tabi. Belki kaybedilenin değeri anlaşılınca ikincide daha güzel olur. En sevdiğim laf; "impasibıliznating". Peki mantıklı veya duygusal hiçbir temeliniz olmadığı halde, sırf canınız sıkılıyor yahut o ara egonuzda bir incinme var diye o insanla tekrar iletişime geçmeye çalıştınız mı? Empatiden zerre nasibini almamış bu hareketi yaptınız mı hiç? Kızaran yanaklar görüyorum sanki?? Fena. Bakın buraya kadar söylediğim her konuda terketmekte, dönmemekte, acımamakta falan haklıydık mantıklı sebeplerimiz vardı. Ama bu noktadan sonra işler çirkinleşiyor. Bir zaman canını acıttığınıza emin olduğunuz birine sırf ego kabartmak ve can sıkıntısını gidermek amacıyla, o kişinin toparlanmasına ve hayatını düzene sokmasına izin verecek kadar zaman da verdikten sonra girmeye çalıştıysanız sizin yatacak yeriniz yok canlar üzgünüm... Gidin inandırıcı bir özür dileyin, "ben olup olabilecek en öküz insanım büyüklük sende kalsın" deyin, ne bileyim fakire sadaka verin, sokaktaki kediye su verin (böyle bir de kampanya vardı dimi? Neyse ama evet o da doğru onların da canı var) , kardeşinizin okul ödevine yardım edin, dünyaya bir katkınız olsun yani. Yatacak bir yeriniz olur belki diye umut edin, zira yatacak yeriniz harbiden de yok sizin. Umarım yapmamışsınızdır, yapanınız varsa da tüyoyu verdim yani. Boş durmayın, bir şeyler yapın. Çok fena ah aldınız demektir. Kırdığınız insanlar aracılığıyla kainatın üzerinize yüklediği bu tonlarca ağırlıklaki kötü enerji yüküne rağmen hala bir kaza yapmadıysanız, başınıza bir iş gelmediyse, sorunsuz şekilde hala yaşıyorsanız ona dahi şükredebilirsiniz. 

Hayır anlamadığım şey şu; bir kişinin istenmediğini anlaması için illa "siktir git" demek mi lazım? Nezaket de bir yere kadar, neyin kafasıdır bu? Bu kadar bencil, empati yoksunu, iradesiz ve korkak yaratıklar olmamalıyız. Hayvan değiliz nihayetinde, bizi onlarda ayıran bir beynimiz var, düşünme kabiliyetimiz falan var. Neden kullanmayalım yani o beyni nadasa mı yatırdık ne yaptık? O insanı hayatından çıkartmışsın, karşı taraf istemiş istememiş o ayrı ama acıklı bir yolla çıkartmışsın ve zerre umut vermemişsin giderken. Tamam yaptın bir bok ama haklı sebeplerin vardı, farklı yollardan devam ettiniz. Farklı yollara dağıldıktan ve karşı tarafın kendi yolunu bulmasına izin verdikten sonra senin yolun çakıllandı diye onun asfalt döktüğü yoluna neden tekrar göz koyuyorsun? Haftalar/aylar/yıllar sonra tekrar konuşma çabaları, git dedikçe daha çok gelmeler, istemiyorum dedikçe daha bir üstüne gelmeler, işi abartıp aleni yavşamalar, sorunun ne senin yani? 
Hadi sen empatiden nasibini almamış, doğuştan hasarlı bir hilkat garibesisin, karşıdaki adam gerizekalı mı peki? Zorla tükürttüğünü ve hatta kusturduğunu tekrar yalar mı o adam veya yalamak zorunda mı? Git dedikçe geliyorsun ve hatta psikolojik baskı kurmaya çalışmak yoluyla tekrar sana gelmesini sağlamaya çalışıyorsun falan da adam mecbur mu yani gelmeye? Belki harbiden bitmişsindir onun kafasında olamaz mı yani? Seni o insanın mevcut egonu kabartsın diye yaratılmış bir varlık olduğunu düşündürmeye iten şey ne? Neyin kafası bu hakikaten merak ediyorum. Ben de terkettim, ben de acı çektirdim, sonrasında ben de yalnız kaldım falan ama asla sırf canım sıkılıyor diye, egom değer kaybetmeye başladı diye, yalnız hissediyorum diye gidip o zamanında üzdüğüm adamı tekrar beni düşündürmeye çalışmadım. Egom yerine gelince gene giderim çünkü sadist miyiz bu kadar yani? "Bir ben önemliyim, öteki ne olursa olsun yarın ben iyileşince gene siktir olur giderim. Sonra o sağ kalır umarım ama kalmazsa da çok da fifi ve ben de elbette her halükarda selamette olurum. Bir de yalan sıkarım 'bir hataydı şu son olaylar, lütfen unutalım ve hatta ben unuttum bile.' derim ama asla da unutmam aslında. Lanet olsun ya çok güzelim/yakışıklıyım onca zaman sonra gene ayarttım alkışlar bana obaa nihahah" diyebilecek kadar alçalacak mıyız yani cidden? Bu özgüveni sağlayan nedir yani harbi anlamıyorum.

Bir bilen varsa açıklarsa sevinirim. Bunu yapanınız varsa burada "ben yapmıştım bunu" demez elbette bunca laftan sonra ama cevap kısmına anonim yazma opsiyonu da var nihayetinde. Havsalam almıyor, harbiden merak ediyorum bu sorunun cevabını. Söyleyecek iki kelamı, "ama onun da şusu busu vardır bir de şöyle bak" falan gibi bir lafı olan varsa lütfen çekinmesin. Meraklan bekliyor olacağım. Çok doldum, sizlerle de olayı paylaşmak istedim. Hala beni ikna edebilecek, düşünemediğim mantıklı bir sebep olabilir mi diye size soruyorum canlar. Varsa bir bileniniz, bir fikri olanınız buyursun söylesin. Yoksa da bu şahısların yatacak yeri harbiden yok demektir, hayatta başarılar diliyorum hepsine teker teker. Birilerinin iyi dileklerine ihtiyaçları var zira bu saatten sonra. Çav canlar. Bir sonraki yazımda yeni sitemde görüşmek dileğiylen, esen kalın! :)