7 Mayıs 2011 Cumartesi

İtiraf.com

- Küçükken en sevdiğim çizgi film Bugs Bunny idi. Eleman hem zeki, hem matrak, hem de tatlıydı. Günümüz itibariyle kafamdaki erkek tipi çocukluğuma ve hatta Bugs Bunny'e dayanıyor olabilir. İmpasibıliznating.

- "The O.C" ilk bağımlılık derecesindeki yabancı dizimdi. Lise yıllarımın başında gündemin 1 numarasıydı, herkes sınıfta ondan bahsederdi. Öte yandan işin komik yanı ben "The O.C"yi "The E.T" ile karıştırmaktaydım(!). Aklımda hep bir havada bisiklet süren çocuk resmi var.. Bir gün sen neden izlemiyorsun bu diziyi diyen birine "bilimkurgudan hoşlanmıyorum" diyebilmiştim hala gülerim düşününce. Herkes bir algılayamama bakışı ile baktıktan sonra "Ee iyi de o bilimkurgu değil ki gençler falan var işte" dediler. İşin içinde bir iş olduğunu o an farkettim haliyle ve sonrasında bahsedilen şeyin ne olduğunu buldum. Hatamı geç de olsa düzelttim. Neyse ki bir daha bu potum lise hayatı boyunca tekrar karşıma çıkmadı.. :D 

- Bilimkurgu filmlerinden hala nefret ederim. Fantastik filmler, büyücüler, vampirler, kurtadamlar, ölümsüzler falan fişman her zaman kabulümüz olmakla birlikte; uzaylılar, mekanik dünya, robotlar, 2465 ve türevi yıllara dair farazi fikirler ve süpersonik efektler falan hala beni hiç açmayan terimler. İkisi de tamamen hayal ürünü olmakla beraber mekanik hayat düşüncesinden hoşlanmıyorum sanırım. 

- Msn'de en uyuz olduğum smiley :) . Çünkü o gülümseme ifadesi asla neşeli bir gülümseme olmaz. Daima zoraki bir sırıtış ifadesini çağrıştırır bana o smiley ve sanırım böyle düşünen tek kişi ben değilim ki mecburi sebepler ve resmiyet hali dışında o smileyi kullanan pek fazla insan görmedim. Dil çıkaran smiley çok daha sevimli ve hoş bence ama onu da ben hariç kimse sevmiyormuş o da ilginç neyse...

- Bahçeli'nin deyimiyle "püskevit"e bayılırım. Bir halley bir de pötibör.. Valla canım çekti! Reklam yapmış olduk ama neyse mazur görün e mi canlarım... :D

- Çocukluğumdan beri hiçbir evcil hayvan bizim evde tutunamadı. İlk balığımız olmuştu, "dürbünlü" derdim ona kocaman gözleri vardı. Severdim keratayı! Sonra o dönem bizim musluk suları bir hayli kireçlenmiş haberimiz yok, dürbünlünün suyu da musluktan malum. Kaynatıp soğutmak falan gerekiyormuş suyun temiz ve iyi olabilmesi için ama o kadar uğraşamadığımız bir zamandı her halde, öldü gitti yavrum. Kuşumuz vardı ben 9 yaşındayken, çok sevdiğim için sürekli elime alıp severdim. Hayvanın meğer bu esnada psikolojisi bozulmuş. Birkaç ay sonra öldü. Veteriner stresten kalp krizi geçirdiğini söyledi. Uzun süre kendime gelemedim, katil gibi hissetmiştim. Sonra civciv aldık, kutuya koyduk. Yalnız kalmasın diye kendisiyle aynı renk ve ebatta bir de oyuncak civciv aldık ve kutuya koyduk. Tüm itinalı bakımımıza rağmen öldü. Sebep yalnızlıkmış. Yalnızlığa civciv bile dayanamıyor yahu bizim bünye yine sağlammış! :D Sonra en son geçen yıl kedimiz vardı, neyse ki o ölmedi ama onu da vermek zorunda kaldık zira kıl tüy meselesi baya problem olmuştu. 

- İleride bahçeli bir evim olursa bir golden retriever alıcam. Çok severim kerataları. 7 yaşındayken halamların evdeki benim o zamanlar iki katım boyutundaki golden retriever da üstüme atladıydı oysa ki. Meğer köpeğin oturduğu koltuğa oturmuşum. Gaflet işte! Köpek de direk üzerime atladı. Koltuğuna öylesine bağlıymış ki üzerindeki yeni nesnenin varlığı ile hiç ilgilenmedi. Kendimi kaybederek deli gibi çığlık atmaya başladığımı hatırlıyorum, babam beni arabaya kadar kucağında taşımıştı :D Ona rağmen seviyorum bu köpekleri, bilinçaltımda o günkü korkunun yer etmesini beklerdim oysa. Cins işte bu bilinçaltı olayı neyi atıp neyi atmayacağımız belli olmuyor...

- Tıvitırı sevdim. Ama bence hala gereksiz.

- "Ketçap ve mayonez mi yoksa ranch ve ballı hardal mı?" veya "Ketçap mı mayonez mi?" sorularının her ikisinde de cevabım kesinlikle ikinci seçenek olur. Ketçapla aram pek iyi değil. Ama köfte ile on numara orası ayrı.

- Çocukken (5-6 yaşlara tekabül eden dönem) ilk kafaya koyduğum meslek dansözlüktü. Dansöz kostümüm falan vardı hatta, eve misafir gelince performans sergilerdim falan... Sonra bu istek şarkıcılığa dönüştü, sonra haber spikeri olcam dedim, sonra oyuncu olcam dedim, belki de sunucu olurum dedim, ama tüm hayaller hep tv önü falan şeyler. Liseye kadar falan bu süreç uzadı gitti aslında ama hayatın nereye sürükleyeceği belli olmuyor. Düşününce şimdi bambaşka bir yerdeyim. Çok da fazla kurmamak lazım belki.

- Burçlara olan ilgim 3-4 sene önce aslan burcu ile başladı. Kendi burcumu genel hatlarıyla bilirdim de başka hiçbir burcu bilmezdim. Sonra aslan(lar) çıktı karşıma sürekli ve sırasıyla. Algılamakta zorlandığım yaratıklardı. Düşünce stillerini anlamaya çalışmak beni burçları araştırmaya itti. Önce aslanları öğrendim gerek araştırmasal gerek deneysel olarak, sonra diğer tüm burçları. Hala hakkında çok şey bilmediğim burçlar var ama hepsi hakkında üç aşağı beş yukarı fikrim de var. Bugün hala en iyi bildiğim burç aslan olabilir, elbet ki kendi burcum dışında (:

- En nefret ettiğim sebze bakla. Ailede ben hariç herkes bayılır. Her çeşidi yapılır. Yemeği, favası, anası, danası.. Kokusuna bile tahammülüm yok ama yazları bol bol olur bizde. Sonraki nefret ettiklerim börülce ve enginar. Börülcenin kurusuyla yapılan yemeğini severim de yaşına tahammülüm yok. Enginar her türlü gereksiz bence.

- Kardeşimin adını benimkine uyumlu olsun diye "Başar" koyacaklardı. Başar ismi bana hep kaşar peynirini hatırlatır. Tıpkı "Selim" in salamı, "Alper"in karperi, "Engin" in enginarı, "İdil"in fitili, "Başak"ın t.şağı hatırlatması gibi. Algıda seçicilik mi oluyordu bu? Neyse öyle bir zımbırtı işte.

- Playstation oynamak konusunda hiç iyi olamadım. Belki hep birilerinin evinde oynadığım, kendi evimde pratik şansım olmadığı için bilmiyorum. Yine de bilgisayar candır bence. Ezer geçer ulen! :D

- Batak bilmiyorum. Bu muhabbeti çok yaptılar. "Nasıl yeaaaa! Olamaz yanieee nasıııılllll!" Oldu yani. Hiç zorlanmadım öğrenmemekte zira herkes bu muhabbeti yaptıktan sonra "Hadi okey oynayalım bari" derdi. Kimse öğretmedi. Ben de araştırıp öğrenmeye çalışmadım şimdi. Bataksız da mutluyum bence. Yaşanabiliyor.

- Ortaokul sonu ve lise başı zamanlarında Britney Spears hastasıydım. Boy boy posterleri falan vardı. Enteresan zamanlar.. Sonra lise 1'de bir elemana vuruldum. Çocuk okulun en cool çocuğu, okulun müzik grubunda elektrocu, asi çocuk ayakları, sarı saçları, mavi gözleri, bebek suratı ve tüm bunları tamamlayan asi duruşu ile onu gördüğümde ciddi anlamda vurulmuştum ona. Bu elemandan öncesi ve sonrası çok farklı oldu. Öncesinde Britney hastası falan bir tiptim, ondan sonra sürekli hard rock falan dinleyen, paso siyah giyen, dünyanın yükünü sırtıma yüklemişlercesine bezginlikle etrafa bakan falan bir tip olmuştum. Sarı fırtınam etraftaysa Korn'dan falan bahsediyorum ve hayatın bezginliği falan bakışlarım değişiyor yaşamadığım acıyı üzerimde hissediyorum adeta! :D Sonra o gidince maske düşüyor ben gene Britney de yeni klip çekmiş falan diyorum. Öyle de ikilemli bir dönem yaşamıştım bir süre. Tüm çabalarıma rağmen sarı fırtınayı elde edemeyerek geçirdiğim 1 yılın sonunda anladım ki kimse için değişmeyeceksin, olduğun gibi sevmiyorsa sevmesin daha iyi. 

Kıssadan hisseyi de verdiğimize göre Vicky kaçar canlar! Beni özleyin çav! :D

P.S: Başlık da pek sakat oldu. "itiraf" kelimesi yasaklı kelime oldu malum(!) İçerikte bir sorun yok ama bence, kalsın idare edin.. :D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder