30 Mayıs 2011 Pazartesi

İşlerin raydan çıkması aslında bu kadar kolay!

"Bir gün şoförün camı açabileceğini hepimiz unuttuk..."


Başlangıç olarak söylemeliyim ki bu bir klasik Vicky blog yazısı gülmeceler komiklikler şakalar falan tadında bir yazı değil. Gülerim çokça evet ama ciddi de olurum ve bugün ikinci şık hakkında yazmak istiyorum. Ön uyarıyı yaptım, "bu kez güldürmedi" diyecekseniz şimdiden haberiniz ola ;)
Ha sonrasında aslında (ç)alıntı repliklerle bir şeyler yazılmasından hoşlanmam. İnsan kendisini kendi cümleleriyle, kendi örnekleriyle ifade edebilmeli. Başkalarından alınmış düşünceler etkileyici değil. Ama bu sefer kendime engel olamadım evet. Bu sefer fazla etkilendim sanırım. Ne yaptım ben dimi? Film izledim. 


Sorguladım sonra. Hayatı, insanları, uğruna yaşadığımız şeyleri, alışkanlıklarımızı... Hepimizde bir sendrom var, hiç gitmeyecekmişiz gibi, bu hikaye hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Gereksiz konulara kafa takıyoruz, saçma sebeplere birbirimizi kırıyoruz, egomuz yüzünden insanları tüketiyoruz ve gurur meseleleri yüzünden sanki bir asır daha yaşayacakmışızcasına erteliyoruz yapmak, söylemek istediğimiz çoğu şeyi. Ama değil işte öyle. Bazen bir telefon çalar ve hayatın raydan çıkar, geri dönmemek üzere. Gece yatarsın, "Bugün cesaret edemedim ama yarın başka olacak her şey" dersin, ama yarın olmaz yada yarın hayatını bambaşka yapacak insan artık yoktur veya yarına attığın ihtimali gelip yarın senden önce bir başkası kapar ve arkasından gidişini izlersin. Her şey mümkün. Küçük hesaplar peşinde günü kurtarıyoruz, sonra her şey için artık çok geç oluyor.


Konuşuyorum böyle ya filozofluğuna değil. Çevremde ne kadar çok bu kategoride insan olduğunu farkettim. 21 yaşındayım. Öyle çok büyüdüm, hayatın ilmini çözdüm, en iyisini ben bilirim, nirvanaya erdim falan gibi şeyler söyleyecek değilim. Ama nihayetinde büyüdük, çocuk da değiliz o konuda hemfikir olmalıyız bence. Ama anladım ki insanın vücut yaşı ile zeka yaşı harbiden farklı ve bu ayrımsamayı yapmak için birinin illa zihinsel bir rahatsızlığı olması gerekmiyormuş. İnceleyin çevrenizdeki insanları, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Çocuk gibi hala insanlar, herşey bir oyundan ibaretmiş gibi davranıyorlar. 
Birileri geliyor, önemli şeyler söylüyor sana ve sen gülüp geçiyorsun, alaycı tavırla arkanı dönüp gidiyorsun. Geliyor mesela adam sana "seni seviyorum" diyor. İçten söylüyor, inanarak. Şaka yapmıyor ya da bahis tutturmak derdinde falan da değil. Sense yarım ağız sırıtıyorsun, "vah canım çok üzüldüm" gibi bir şey zırvalıyorsun yahut onu bile yapmıyorsun ve dönüp gidiyorsun. Arkadaşlarınla konuşuyorsun sonra "Abi hala beni seviyormuş ya inanabiliyor musun? Nasıl bir çekiciyim yahu kendime inanamıyorum süperim ben süper nihahah!" 


Bir insan hayatta 100 defa aşık olmaz oysa, ya da bir insana 100 insan aşık olmaz. Hep sanıldığı gibi multi-çekici falan da kalmıyoruz aslında. Bir gün iflas edersin, 5 kuruşun kalmaz ve kimse yüzüne bakmaz olur. Bir gün kaza geçirirsin, yüzün artık eskisi gibi güzel/yakışıklı değildir ve kimse yüzüne bakmaz olur. Bir gün sen de o insana aşık olursun ama arkanı döndüğünde o gitmiş olur, yalnız kalırsın ve kimse yüzüne bakmaz olur. Bir gün deprem olur, ölürsün, 40 gün geçti mi ailenden başka kimse mezarına bile bakmaz olur. Olur yani bunlar aslında. Öyle boş şeyler için vaktimizi harcıyoruz, çevremizdekileri tüketiyoruz ki çok komik aslında düşününce. 


İnsanlar görüyorum yine çevrede, iki arkadaş küsmüş. Sonra yeni gelen arkadaş küsülen diğer arkadaşla da konuşuyorsa ona da küsülüyor. Neden? "Çünkü benim arkadaşım benim küstüğüm insanla konuşamaz, orası yasaklı bölge!" Kimse kimseye bağlı değil oysa, kimse kimseye mecbur olmadığı gibi kimse kimseden uzak durmaya da mecbur değil. Çocukken olurdu onlar, parmaklarını çaprazlarsın hatta "hadi boz da barışalım" falan dersin. O zamanlar olur ama bu zamanlar değil yani... Diyorum ya çok büyüdüm aman da ne çok şey biliyorum artık falan gibi saçma sapan bir iddiam yok. 
Einstein'ın bile öğrenecek daha çok şeyi vardı bence dünya hakkında. Biraz kafamızı kabuğumuzdan çıkarıp etrafa bakmak lazım, biraz kendimiz dışında insanları da düşünmek lazım. İnsanlara kolayca yafta yapıştırmamamız, önce aslını astarını öğrenmemiz lazım. Özgüven iyi şey elbet ama kendi özümüz için başkalarının özünü yağmalamamamız lazım. İnsanların bedenlerinin yanında ruhunu da görebilmemiz lazım bir de. Beden dediğin herkeste var çünkü. Aynı bokun laciverti.. :) Ama ruh herkeste yok. O yüzden adamlar beden eşi değil ruh eşi kavramını özenilesi bir şey olarak anıyor. 


Dayanamadım yani yazmak istedim iç sorgulayışımı. Buraya kadar okumaya devam edebildiyseniz siz de düşünün. Bazen hayatın akışına mola verip etrafa bakınmak, biraz durup dinlenmek, düşünmek iyi geliyor. Tavsiye olunur. ;) Ha başka ne tavsiye olunur? İzlediğim film elbette. Adını bilerek sona sakladım, (ç)alıntı fikirlerle geyik yapıyorum imajı oluşmasın diye, zira (okuduysanız) gördüğünüz üzere başka şeyler de vardı kafamda. Girizgaha ordan başladım sadece. Neyse ne diyorum, evet film adı. Filmimizin adı izleyenlerin tahmin edebileceği üzere İncir Reçeli. :) 


Eternal Sunshine of the Spotless Mind tarzı bir şey olacağını tahmin ediyordum. O filmden hoşlanmamıştım neden bilmem, seveni pek boldur malum ama ben sevememiştim. İncir Reçeli'ni de çok duydum falan ama sırf öteki film yüzünden izlemek istemiyordum inatla ama çok başkaymış aslında. İtiraf etmek gerek ama Eternal Sunshine of the Spotless Mind & P.S I Love You & Jeux D'enfants falan karışımı anlık dejavular yaşatsa da aslen orjinal bir hikaye. İzlediğim en iyi filmler arasına girdiğini söyleyebilirim. İzleyin, izletin ;) Bugünlük de bu kadar canlar! :D

14 Mayıs 2011 Cumartesi

9 yaşındaysanız hayat çok zor!

Çocuk olmak zor şey arkadaş! Kimse çocuklara istedikleri bilgiyi vermez, sonra da kıs kıs gülerler veletlerin ürettikleri fikirlere. Benim başıma bu olay ilk cinsel eğitimi almam esnasında geldi. Tamamen isteğim dışı olmuştu aslında, yani öğrenmek gibi bir niyetim yoktu. "Çocuk nasıl yapılır?" sorusu hep kafasını kurcalar çocukların ve benim de kurcalamıştı tabi ama ben kendimce dahiyane bir fikirle olaya çözüm bulmuştum. Son derece bilimsel ve mantıklı bir fikirdi. Ama hayal dünyamın yerle bir edilmesi fikri üretmemden sonra pek uzun sürmedi...


Şimdi o dahiyane fikre gelirsek; ben küçükken çocuğun öpüşünce olduğunu sanırdım. Zira 4. sınıf fen bilgisi derslerinde falandı sanırım sürekli erkeğin sperminin kadının yumurtalıklarını döllemesi sonucu çocuk oluştuğundan sürekli bahsedilirdi evet, ama hiç kimse o spermin yumurtayı nasıl bulduğundan bahsetmezdi. Bu sebeple ben ve birkaç arkadaşımın yoğun düşünme seansları sonucunda erkeklerin sperminin tükürüklerinde gizli olduğu ve kadının bu tükürüğü yutarak hamile kaldığı gerçeğini icat etmiştik. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Uzun süre dizilerde ya da etrafta öpüşen her çift hakkında "aha bak kesin hamile kalıcak bu salak öpüşülür mü yaa öpüşmek ne kadar tehlikeli bişey biliyo musunuz siz oluuuum/ kızıııımm" tarzı cümleler sarfettik. Bizden büyükler kıs kıs gülerdi. Biz sebebini anlamazdık ama ayıp şeylerin onlara komik geldiği düşüncesindeydik çok da yadırgamazdık durumu. Mutluyduk yani kendi hayal dünyamızda. Ta ki o güne kadar...



9 yaşındayken çok sevdiğim, annem yokken benle ilgilenen benden 6 yaş büyük bir abla vardı. O gün de yine birlikte televizyon izlediğimiz günlerden biri. Bir pembe dizi var televizyonda onu izliyoruz. Rosalinda olması muhtemel bir pembe dizi işte neyse.. :D Kadın ve erkek (Rosalinda + Fernandohozealtamiyanodelkastiyo bildiğim en uzun erkek ismi olabilir bu arada ahahha neyse) öpüşmeye başladılar. Baya aşkla şevkle bir öpüşme sahnesi. Ben de teorimden son derece eminim ya yine kendimden emin bir sesle konuşuyorum o gün de...


- Hah salak hamile kalcaksın işte neden öptün salak işte yaa dimi Fatma abla?!
+ (Fatma ablanın suratında anlamaz bir ifade) Neden hamile kalcak yav olur mu öyle şey..
- Ya görmedin mi öpüştüler!! İnsan öpüşünce hamile kalır bilmiyor musun!
+ (Fatma ablanın suratı içinde tutmakta zorlandığı bir kahkaha fırtınasının etkisiyle giderek daha çok kızarmaktadır. sonuçta içinde tutamaz) Puahahahah! Asşldkfjdksl! Dskjfhsaklsk!
- Noldu ya ne gülüyorsun?!
+ Çocuk öpüşerek olur yani? Öpüşerek? Muck muck? Asşldkfjdlsaskj!
- Eveeeet! Öyle tabi başka nasıl olacak??
+ Ahahaha öpüşerek olurmuş hah! Çocuk öyle olmaz akıllım anlatayım da öğren öğren!

....

Sonrası çok vahimdi evet. Uzun süre insanlara kocaman birer "pipi" ve "kuku" gözüyle baktım. Nefret etmiştim midem bulanıyordu. 
Sonrasında en yakın arkadaşımın evinde yalnız olduğumuz bir gün çizgi film kanalı ararken ilerleyen kanalların birinde bir porno kanalı bulmamızla işler daha da boka sardı tabi. 



Yani daha öğrendiklerimi sindirememişken 3 lezbiyenin köpük dolu küvette yaptıklarını hiç sindirememiştim. Arkadaşımla şok olmuş şekilde televizyona bakıyorduk. Sonra arkadaşım kusmaya gitti, ben de televizyonu kapatıp şok olmuş şekilde tavana bakmaya başladım falan... Bizim o kadar ilerideki bir kanala ulaşma ihtimalimiz belli ki düşünülmemiş ama malesef ulaşmıştık. Uzun süre bu konu bir daha konuşulmadı, ancak şu yaşıma geldim hala unutulmamış. Ne zaman arkadaşımın ailesiyle görüşsek annesi alaycı bir dille "bizim kızlar da daha 9 yaşındayken az anasının gözü değilmiş neler neler izlemiş bunlar hahaytt!" tarzında bir kahkaha patlatır. Biz de arkadaşımla yerin dibine gireriz falan cins şeyler yani sonuçta çocuktuk harbiden! :D istenmeden gerçekleştirilen bir eylem için pek hatırlanası zamanlar değil yani.


Neyse demek istediğim, çocuk olmak cidden zor. Anlatsan bir türlü anlatmasan bir türlü. Ancak edinilmiş tecrübe ile sabittir ki, çocuklara böyle şeyler alıştıra alıştıra söylenmeli. Yoksa çok vahim oluyor zira...

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Yeşilçam tadında kalsaydık iyiydi...

80lerde falan yaşamalıymışım ben. Ciddiyim. Çok yanlış zamanda doğmuşum, eğer reenkarnasyon diye bir şey varsa benim ruhum kesin aslen 70ler 80ler falan o ara bir kuşakta yaşadı. Muhtemelen genç öldü ki çok fazla zaman geçmeden tekrar bu kimliğimle doğmayı başarabilmişim. Şimdi ne saçmalıyorsun diyeceksiniz dimi...


Etrafta görüyoruz her taraf saçma sapan insanlar, abuk subuk çarpık ilişkilerle dolu. En örnek çift dediğin aradan yıllar geçmesine rağmen ayrılıyor yahut en uyumsuz dediklerin bir bakmışsın birlikteler falan. Yani tamam bunlar olası şeyler belki ama daha önemlisi insanların ilişkilere, birbirine verdikleri değer azaldı. Çok kolay bir ilişkiye başlanabiliyor ve çok kolay bitebiliyor. Aşkı aramıyor insanlar, kolay değil tabi bulmak ama yalnızca tensel zevkler de bir insanın yanında olmak için yetmiyor olmalı değil mi aslında? Günümüzde çoğu insana yetiyor ama. Bir zamanlar yetmiyormuş, artık yetiyor.


Ne aşk hikayeleri duyuyorum benim bir yada iki üst kuşağım insanlardan. İnsanlar birbirlerine cidden değer verirlermiş, ya o olur ya da kimse olmaz derlermiş, özelmiş yani insanlar birbiri için. Kalmadı artık öyle hikayeler. Biri olmazsa diğeri, o da olmazsa öteki, yine olmazsa beriki... Seçenek çok. Ama suç tamamen hemcinslerimde buna kesin olarak kanaat getirdim.


Yani mantıklı olun şimdi, ademden beri erkeği düşünün. Erkek metabolizması nasıl çalışır, kafalarında en çok yer eden şey nedir, hayat amaçları nedir falan fişman düşünün yani. Erkekler hiç değişmedi canlar! Adem de göt peşindeydi, bugün Bartucan da göt peşinde. Adem sırf bu yüzden yasak elmayı yeyip cennetten kovulmadı mı? Kovuldu. Bugün de hala ne yapıyorsa Bartucan bunun için değil mi? Evet. Peki neden bundan bir 20-30 yıl önce aşklar vardı da artık yok? Kim değişti? Erkekler hala aynı erkeklerse neden artık olmuyor? Çünkü kadınlar değişti!


Bundan 20-30 yıl önce kızlar erkeklere 5 dakkada tav olan, ikna olan, hatta kendisi gidip erkeği ikna eden tipler değildi. Tanıştığının ertesi günü, hatta tanıştığı gün soluğu yatakta alan tipler değildi. Erkeğin kendisine gelmesini beklerken sabredemeyip kendisi elemanın üstüne atlayan tipler değildi. Her koşulda her plana açık tipler değildi yani yav (istisnalar hariç)... Şimdi noldu? Şimdi aynen de bu tipler var, hem de sürüsüne bereket. Artık kızlar erkeklerin peşinden koşar oldu, herşeye anında tamam der oldu, iki güne kendini yatakta bulur oldu, böyle oldu yani (istisnalar hariç)...Ha bunlar yayılınca ne oldu peki? Erkek rahatlaştı, çabalamaz oldu. Çünkü tek derdi olan göt parmağı şıklatılınca yanında oldu. Eskiden her istediğinde elde edemiyordu ya kıymete biniyordu, objeden farklı gözle bakmaya başlıyordu kişilik kazanıyordu hatun adamın gözünde. Şimdi gerek duymuyor ki zaten isteği yerine geliyor! Duygular, romantizm falan erkek doğasına genel itibariyle ters zaten. Mecbur kaldıkları için yapıyorlardı ama artık mecbur değiller. Kızlar değişince sistem de değişiyor haliyle, ama hiç erkeklere bok atamam bu konuda onlar öyle geldi öyle gidiyor. Sorun hemcinslerde!


Sonra ne oluyor benim gibi bir avuç insan hala filmlerdeki gibi hikayeler var sanıyor, olabilir mi acaba diye düşünüyor falan. Benim gibi bir avuç insan aslen bu çağa ait değil yani eminim ben. Yanlışlıkla buraya düşmüşüz kazayla olmuş, şimdi de çekiyoruz işte napcan.. Hemcinslerime sesleniyorum; kızlar lütfen! Lütfen lan lütfen ama ya! :D Bundan 20-30 yıl sonra da benim gibi yanlışlıkla o devre düşmüş insanlar olacak! Gelecek nesilleri düşünerek kendinizi azcık tutun yahu azcık yani. Az bekle gene yap napcaksan ona da tamam da azıcık adam uğraşsın lan bekle birazcık daha olmaz mı yani her "Hadi" diyene "E hadi o zaman" demeyiver mesela? Hiç değilse ikinci bir kez sorma gereği duysa mesela? Çok şey mi istiyorum yahu...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

İtiraf.com

- Küçükken en sevdiğim çizgi film Bugs Bunny idi. Eleman hem zeki, hem matrak, hem de tatlıydı. Günümüz itibariyle kafamdaki erkek tipi çocukluğuma ve hatta Bugs Bunny'e dayanıyor olabilir. İmpasibıliznating.

- "The O.C" ilk bağımlılık derecesindeki yabancı dizimdi. Lise yıllarımın başında gündemin 1 numarasıydı, herkes sınıfta ondan bahsederdi. Öte yandan işin komik yanı ben "The O.C"yi "The E.T" ile karıştırmaktaydım(!). Aklımda hep bir havada bisiklet süren çocuk resmi var.. Bir gün sen neden izlemiyorsun bu diziyi diyen birine "bilimkurgudan hoşlanmıyorum" diyebilmiştim hala gülerim düşününce. Herkes bir algılayamama bakışı ile baktıktan sonra "Ee iyi de o bilimkurgu değil ki gençler falan var işte" dediler. İşin içinde bir iş olduğunu o an farkettim haliyle ve sonrasında bahsedilen şeyin ne olduğunu buldum. Hatamı geç de olsa düzelttim. Neyse ki bir daha bu potum lise hayatı boyunca tekrar karşıma çıkmadı.. :D 

- Bilimkurgu filmlerinden hala nefret ederim. Fantastik filmler, büyücüler, vampirler, kurtadamlar, ölümsüzler falan fişman her zaman kabulümüz olmakla birlikte; uzaylılar, mekanik dünya, robotlar, 2465 ve türevi yıllara dair farazi fikirler ve süpersonik efektler falan hala beni hiç açmayan terimler. İkisi de tamamen hayal ürünü olmakla beraber mekanik hayat düşüncesinden hoşlanmıyorum sanırım. 

- Msn'de en uyuz olduğum smiley :) . Çünkü o gülümseme ifadesi asla neşeli bir gülümseme olmaz. Daima zoraki bir sırıtış ifadesini çağrıştırır bana o smiley ve sanırım böyle düşünen tek kişi ben değilim ki mecburi sebepler ve resmiyet hali dışında o smileyi kullanan pek fazla insan görmedim. Dil çıkaran smiley çok daha sevimli ve hoş bence ama onu da ben hariç kimse sevmiyormuş o da ilginç neyse...

- Bahçeli'nin deyimiyle "püskevit"e bayılırım. Bir halley bir de pötibör.. Valla canım çekti! Reklam yapmış olduk ama neyse mazur görün e mi canlarım... :D

- Çocukluğumdan beri hiçbir evcil hayvan bizim evde tutunamadı. İlk balığımız olmuştu, "dürbünlü" derdim ona kocaman gözleri vardı. Severdim keratayı! Sonra o dönem bizim musluk suları bir hayli kireçlenmiş haberimiz yok, dürbünlünün suyu da musluktan malum. Kaynatıp soğutmak falan gerekiyormuş suyun temiz ve iyi olabilmesi için ama o kadar uğraşamadığımız bir zamandı her halde, öldü gitti yavrum. Kuşumuz vardı ben 9 yaşındayken, çok sevdiğim için sürekli elime alıp severdim. Hayvanın meğer bu esnada psikolojisi bozulmuş. Birkaç ay sonra öldü. Veteriner stresten kalp krizi geçirdiğini söyledi. Uzun süre kendime gelemedim, katil gibi hissetmiştim. Sonra civciv aldık, kutuya koyduk. Yalnız kalmasın diye kendisiyle aynı renk ve ebatta bir de oyuncak civciv aldık ve kutuya koyduk. Tüm itinalı bakımımıza rağmen öldü. Sebep yalnızlıkmış. Yalnızlığa civciv bile dayanamıyor yahu bizim bünye yine sağlammış! :D Sonra en son geçen yıl kedimiz vardı, neyse ki o ölmedi ama onu da vermek zorunda kaldık zira kıl tüy meselesi baya problem olmuştu. 

- İleride bahçeli bir evim olursa bir golden retriever alıcam. Çok severim kerataları. 7 yaşındayken halamların evdeki benim o zamanlar iki katım boyutundaki golden retriever da üstüme atladıydı oysa ki. Meğer köpeğin oturduğu koltuğa oturmuşum. Gaflet işte! Köpek de direk üzerime atladı. Koltuğuna öylesine bağlıymış ki üzerindeki yeni nesnenin varlığı ile hiç ilgilenmedi. Kendimi kaybederek deli gibi çığlık atmaya başladığımı hatırlıyorum, babam beni arabaya kadar kucağında taşımıştı :D Ona rağmen seviyorum bu köpekleri, bilinçaltımda o günkü korkunun yer etmesini beklerdim oysa. Cins işte bu bilinçaltı olayı neyi atıp neyi atmayacağımız belli olmuyor...

- Tıvitırı sevdim. Ama bence hala gereksiz.

- "Ketçap ve mayonez mi yoksa ranch ve ballı hardal mı?" veya "Ketçap mı mayonez mi?" sorularının her ikisinde de cevabım kesinlikle ikinci seçenek olur. Ketçapla aram pek iyi değil. Ama köfte ile on numara orası ayrı.

- Çocukken (5-6 yaşlara tekabül eden dönem) ilk kafaya koyduğum meslek dansözlüktü. Dansöz kostümüm falan vardı hatta, eve misafir gelince performans sergilerdim falan... Sonra bu istek şarkıcılığa dönüştü, sonra haber spikeri olcam dedim, sonra oyuncu olcam dedim, belki de sunucu olurum dedim, ama tüm hayaller hep tv önü falan şeyler. Liseye kadar falan bu süreç uzadı gitti aslında ama hayatın nereye sürükleyeceği belli olmuyor. Düşününce şimdi bambaşka bir yerdeyim. Çok da fazla kurmamak lazım belki.

- Burçlara olan ilgim 3-4 sene önce aslan burcu ile başladı. Kendi burcumu genel hatlarıyla bilirdim de başka hiçbir burcu bilmezdim. Sonra aslan(lar) çıktı karşıma sürekli ve sırasıyla. Algılamakta zorlandığım yaratıklardı. Düşünce stillerini anlamaya çalışmak beni burçları araştırmaya itti. Önce aslanları öğrendim gerek araştırmasal gerek deneysel olarak, sonra diğer tüm burçları. Hala hakkında çok şey bilmediğim burçlar var ama hepsi hakkında üç aşağı beş yukarı fikrim de var. Bugün hala en iyi bildiğim burç aslan olabilir, elbet ki kendi burcum dışında (:

- En nefret ettiğim sebze bakla. Ailede ben hariç herkes bayılır. Her çeşidi yapılır. Yemeği, favası, anası, danası.. Kokusuna bile tahammülüm yok ama yazları bol bol olur bizde. Sonraki nefret ettiklerim börülce ve enginar. Börülcenin kurusuyla yapılan yemeğini severim de yaşına tahammülüm yok. Enginar her türlü gereksiz bence.

- Kardeşimin adını benimkine uyumlu olsun diye "Başar" koyacaklardı. Başar ismi bana hep kaşar peynirini hatırlatır. Tıpkı "Selim" in salamı, "Alper"in karperi, "Engin" in enginarı, "İdil"in fitili, "Başak"ın t.şağı hatırlatması gibi. Algıda seçicilik mi oluyordu bu? Neyse öyle bir zımbırtı işte.

- Playstation oynamak konusunda hiç iyi olamadım. Belki hep birilerinin evinde oynadığım, kendi evimde pratik şansım olmadığı için bilmiyorum. Yine de bilgisayar candır bence. Ezer geçer ulen! :D

- Batak bilmiyorum. Bu muhabbeti çok yaptılar. "Nasıl yeaaaa! Olamaz yanieee nasıııılllll!" Oldu yani. Hiç zorlanmadım öğrenmemekte zira herkes bu muhabbeti yaptıktan sonra "Hadi okey oynayalım bari" derdi. Kimse öğretmedi. Ben de araştırıp öğrenmeye çalışmadım şimdi. Bataksız da mutluyum bence. Yaşanabiliyor.

- Ortaokul sonu ve lise başı zamanlarında Britney Spears hastasıydım. Boy boy posterleri falan vardı. Enteresan zamanlar.. Sonra lise 1'de bir elemana vuruldum. Çocuk okulun en cool çocuğu, okulun müzik grubunda elektrocu, asi çocuk ayakları, sarı saçları, mavi gözleri, bebek suratı ve tüm bunları tamamlayan asi duruşu ile onu gördüğümde ciddi anlamda vurulmuştum ona. Bu elemandan öncesi ve sonrası çok farklı oldu. Öncesinde Britney hastası falan bir tiptim, ondan sonra sürekli hard rock falan dinleyen, paso siyah giyen, dünyanın yükünü sırtıma yüklemişlercesine bezginlikle etrafa bakan falan bir tip olmuştum. Sarı fırtınam etraftaysa Korn'dan falan bahsediyorum ve hayatın bezginliği falan bakışlarım değişiyor yaşamadığım acıyı üzerimde hissediyorum adeta! :D Sonra o gidince maske düşüyor ben gene Britney de yeni klip çekmiş falan diyorum. Öyle de ikilemli bir dönem yaşamıştım bir süre. Tüm çabalarıma rağmen sarı fırtınayı elde edemeyerek geçirdiğim 1 yılın sonunda anladım ki kimse için değişmeyeceksin, olduğun gibi sevmiyorsa sevmesin daha iyi. 

Kıssadan hisseyi de verdiğimize göre Vicky kaçar canlar! Beni özleyin çav! :D

P.S: Başlık da pek sakat oldu. "itiraf" kelimesi yasaklı kelime oldu malum(!) İçerikte bir sorun yok ama bence, kalsın idare edin.. :D