11 Ocak 2014 Cumartesi

Arafta

bil ki,
sıtkımdandır isyanım.
meşakkat mi olmak gerek sevda her dem?
mahkumu olurum muttasıl nisyanın.
özge ben, içre ben,
bedenim ruhuma yük neden?
bir feveran, bir hafakan, bir ah,
çığlıklar yankılanır içimde her an, 
arafta akşam, arafta sabah.
yalnızım,
bir kılıç gibi yalın ve yalnız,
gölge avcıları yine sürekte,
kalimden bihaber müşteki halim.
devşirme hisler kol geziyor yine,
dicle kenarında işim ne benim? 

sarayburnu’nda sinsice demirler, 
ihanet zincirleriyle mel’anet gemileri.
ve sararır umutlar,
dikilen hürriyet ağaçlarında. 

sen her şeysin, herşey senden.
kül olur küllünde,
ademin ademiyeti lif lif.
ezelden savrulan hakikattir sarkaç
ebedin mekiğini dokur muttasıl.
ahımsın, penahımsın, elifimsin. 

ol ve uyan!
bir varmış, bir toprak,
bir yokmuş, eye kemiğimdeki sızı.
dikilir iskeletler,
ve bürünür nurdan libasa. 

elbiseni bir tarafa fırlat,
saatini bir yana savur!
saçlarını da soyun öyle gel,
hakikat gibi masun!
sen kadran, ben yelkovan.
nefestir yakan biribirini, 
kıvrılan bedenlerde donan ruhlar bilirim.
kırılan parçalarında ateşten fanusun 

alfa ve omega,
sema sürgit kısır,
sürgündeyim, sürgün bende sürgün
neyleyim vakitsiz vuslatı?
say ki erguvana dönmüş gözlerinde nur
ve uzletine ramak mesafede zulmet
kanım yazıldı sana,
ölüm gibi süzülmekse sevda:
hür ve derin.
uçmaksa hüznüne varoluşun,
hüsnün tuğlarına göçeden seferlerin. 

duyup karşı gelmek mi
yüreğine içirildi?
taşlar bilirim ki simsiyah,
sular fışkırır ırmak olur içinden,
senin gözlerinden yaş sızmaz niye?
gel, yine gel, 
düşünmeyi nasıl unuturum öğret! 

sarhoşum ben, sensiz bir hoşum
hali mazide aradım hep
istikbali böyle kaybettim halde 

yoruldum.
bu kokoreç kokuları,
yağmurunkine karışan,
kulaklarımda bu izdiham.
cankurtaran ki, canıma teğet geçip,
savrulur zıpkın gibi karanlığa,
çığlık çığlığa feryatları
çisil çisil bir akşam vakti
kaldırım taşlarında kovalaşır
rahmet mi, sefalet mi? 

gofer ağacından gemide bir güruh,
yarılır enginin kaynakları.
göklerin kasesisidir,
ve fanusudur asumanın göğüs kafesim
öfkenin soluğuyla sular yığılır
derinlikler denizin ortasında
gözlerinde çakırdikeni,
öfkenin soluğuyla sular yığılır,
denizleri ablukaya alır derinlikler 

sen de doğar gün,
benimle batar akşam sılada
ve doğasın diye ak dalgalar
başını kayalara vurun ağıtlarla
ak pak halılar serer ayaklarına.
bir busedir ölüm toprak dudaklarında 
toprak gibi bakir ve mümbit,
gök kuşağı kemer olur beline. 

yüzünde dolaşan iklimlerde 
kaybolmak da var
ve kavrulmak semazen anaforda
cehennemi saçlarından dudağına üfleyen
sevdadır secdegahım.
güzel değilsin sen,
kendisisin güzelliğin.
hayatın gölgesidir rüya,
ne bu toprak insanın özünde 

toprağa dönüldüğü zaman,
şahikalara ram olunduğu zaman, 

anlar bilirim,
aksimi aynada lal eden anlar
karanlıkla gölgemin hemhal olduğu anlar
bir ihtilaç bir silkiniş bir sükun,
gözüm kapalı gönlüm açık,
göz bebeğimde saklı sırlar bilirim.
salınır kirpikler, depreşir huşu,
ve zamanın ebede muttasıl akışı… 
lakin,

ne yaşamaya mecalim var,
ne ölmeye cür'etim.


makaveli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder