11 Ekim 2011 Salı

Egoizmde sınırlar ne kadar zorlanabilir?

Uzun bir aradan sonra tekrar birlikteyiz canlar! Belki fark edenleriniz vardır, görünen son yazımdan beri iki yazı daha yazmıştım aslen ama kafamda çok fazla şey var. Bulanık hissediyorum bazen. Dün kafamı meşgul eden bugün etmeyebiliyor falan, yazdıklarımın sabit düşüncelerim olmadığına ve aslen beni yansıtmadığına kanaat getirdiğim için onları kaldırmıştım. Bunun da sebebi budur yani endişelenmeyin, yazmaktan vazgeçmiş değilim yoksa. :D Hatta bir de sürpriz haber vereyim, çok yakında sitemi taşıyorum. Daha orijinal, yepyeni ve bu kez tamamen bana ait bir siteye taşınacağım (web tasarım için elbette bir hayli yardım alıyorum, o kısım istisna :D ) ve bundan sonra o adresten yazacağım. Site hazır olduğunda gerekli bilgileri yine buradan paylaşacağım. Bugüne dek yazdığım tüm yazılarımı oraya da kopyalayacağım ve bundan sonraki yazacaklarım da orada olacak. Muhtemelen bu adresteki son yazım olacak bu da.

Neyse evet ne diyorum, kafam karmaşık biraz şu aralarda. Biraz asabım bozuk, her seferinde iyi kız olmaktan bıktım sanırım ve bu durum yazıma da yansıyacak ama hedefe ok atmak derdinde değilim. Aslen onu da yaparım, bilen bilir. Bizatihi bu amaçla yazdığım birkaç yazım da oldu bugüne dek. Soruldu sorgulandı o yazılar ama hiç de pişman değilim onları yazdığıma, hala her bir yazım konusunda bire bir aynı görüşteyim zira. Neyse olay bu değil; demek istediğim yazı yalnızca hedef gösterdiğim insanlara değil, herkese hitap etsin istiyorum. Birkaç önerim olacak çünkü. Hiçbirimiz hatasız değiliz, bu sayacaklarımı henüz yapmadıysanız belki sizi durdurabilirim diyorum canlar, kamu menfaatini gözeterek yazıyorum yani. Bakıp belki feyz alırsınız diye. :D

Hiç sevgilinizi terk ettiniz mi bugüne kadar? Elbette ettiniz! Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, biz bizeyiz şurda… :)) Güzel bir şey mi? Hakettiyse o insan güzel elbette, içinizin yağları eriyerekten belki bir an canınız acısa da terk ettiniz ve zerre pişman değilsiniz. Öyleyse kocaman bir alkış size, en doğrusunu yapmışsınız! Peki o insan bunu hak etmediyse? İşte orada problem başlıyor. Vicdan azapları, can sıkıntıları, üzecek olmaya dair üzüntüler ve kişisel mutsuzluğa dair tasalar… falan filan liste uzar. Bu noktada terk etmek biraz daha çift taraflı moral bozucu ve bir o kadar da zor oluyor. Fakat nihayetinde yapılmıyor mu? Yapılıyor. Ben de yapıtım muhtelif sayıda kez, üzdüm ve üzüldüm belki ama bugün bir şansım daha olsa yine aynını yapardım. Haksız mıyız? Hayır. Yani mutsuzsan, karşındakine eskisi gibi hissetmiyorsan ya da aslen baştan beri hissetmediysen terk etmek, ilişkiyi aldatarak sürdürmeye göre çok daha dürüst ve mertçedir bana kalırsa. Bir kez daha aferin size! Fakat sorun burada değil zaten, asıl olay ayrılıktan sonra başlıyor. Geliyoruz ikinci soruya…

Terkettiğiniz sevgilinize o günden beri yaklaşımınız nasıl? Hakeden sevgiliye zaten pek bir yaklaşımınız olmaz, kuyruk acısıyla o yaklaşır ve onda da ağzının payını aldıktan sonra daha da yanaşmamayı öğrenir. Mesele hak etmediği halde terk ettiğiniz sevgilinize nasıl yaklaştığınız. Hani şu “…Pelinsu sen aslında çok iyi birisin” veya “…Berke inan ki sorun sende değil bende” ya da “…ben seni hak etmiyorum Özgecan” türevinden söylediğiniz ve yalan olsun diye değil, harbiden böyle olduğuna inanarak söylediğiniz ama maalesef klişeler denizinde boğuldu vasfında görünen sözleri sıraladığınız eski sevgiliniz var ya; hah! İşte onu kastediyorum. O terk ettiğiniz Pelinsulara, Berkelere, Özgecanlara sonradan nasıl davranıyorsunuz canlar? Hak etmedikleri halde kendimizdeki bir takım geçmiş meseleler, yeni etkileşimler veya psikolojik saçmalıklar yüzünden terk ettiğimiz o insanlara nasıl davranmak gerekir? Sen o insanı çok yüksek ihtimal bayağı bir kırdın, üzdün ve hatta ahını aldın falan dimi? Biliyordun zaten böyle olacağını ama çıkar yolun yoktu falan filan o kısmı ben de biliyorum ama madem bir bok yedin, aslolan bir daha gölge etmemektir değil mi? Sen o insanın hayatına varken de yokken de iyi gelmemişsen, uzak durmak en güzeli. İnsan olmak türümüze saygı ve sevgi duymak çerçevesinde az buçuk hümanizmi gerektirir ve hepimiz biliriz ki insanlar kötü anılarını alt bilince atmak ve unutmak isterler. %100 başarı sağlamak elbette mümkün değil ama ayda yılda, senede bir hatırlamak ve “amaaan geldi geçti salla” demekle, paso hatırlayıp “Allah belasını versin o pezevengin/orospunun” demek daha bir can sıkıcıdır. Üzülmekten de öfkeden de olabilir bu can sıkıntısı ama sonuçta insana negatif enerji yükler. Negatif enerji başka negatif tepkileri kendisine çeker ve sonuç olarak boktan gün(ler) geçirmeye sebep olur. Terkederken o insanın hayatına bizsiz devam etmesine müsade ediyorsak, o dakikadan sonra da bu ciddi kararımıza sadık kalmalıyız. 

Terkettiğiniz ve terk ettiğinize pişman da olmadığınız eski sevgilinizle aradan haftalar/aylar/yıllar (bu süre terk edilen insanın hayatını tekrar düzene koyması için gereken süreye göre değişkenlik gösterebilir) geçtikten sonra durduk yere iletişim kurmaya çalıştınız mı? Soru uzun biliyorum ama yapacak bir şey yok d: Çalıştıysanız amacınız neydi? Pişman olduysanız, hala sevdiğinizi ve hayatınızın hatasını yaptığınızı anladıysanız ve hali hazırda sözü geçen insan da zaten boştaysa falan anlarım. Mantıklı bir temeliniz vardır, şansınızı deneyin derim tabi. Belki kaybedilenin değeri anlaşılınca ikincide daha güzel olur. En sevdiğim laf; "impasibıliznating". Peki mantıklı veya duygusal hiçbir temeliniz olmadığı halde, sırf canınız sıkılıyor yahut o ara egonuzda bir incinme var diye o insanla tekrar iletişime geçmeye çalıştınız mı? Empatiden zerre nasibini almamış bu hareketi yaptınız mı hiç? Kızaran yanaklar görüyorum sanki?? Fena. Bakın buraya kadar söylediğim her konuda terketmekte, dönmemekte, acımamakta falan haklıydık mantıklı sebeplerimiz vardı. Ama bu noktadan sonra işler çirkinleşiyor. Bir zaman canını acıttığınıza emin olduğunuz birine sırf ego kabartmak ve can sıkıntısını gidermek amacıyla, o kişinin toparlanmasına ve hayatını düzene sokmasına izin verecek kadar zaman da verdikten sonra girmeye çalıştıysanız sizin yatacak yeriniz yok canlar üzgünüm... Gidin inandırıcı bir özür dileyin, "ben olup olabilecek en öküz insanım büyüklük sende kalsın" deyin, ne bileyim fakire sadaka verin, sokaktaki kediye su verin (böyle bir de kampanya vardı dimi? Neyse ama evet o da doğru onların da canı var) , kardeşinizin okul ödevine yardım edin, dünyaya bir katkınız olsun yani. Yatacak bir yeriniz olur belki diye umut edin, zira yatacak yeriniz harbiden de yok sizin. Umarım yapmamışsınızdır, yapanınız varsa da tüyoyu verdim yani. Boş durmayın, bir şeyler yapın. Çok fena ah aldınız demektir. Kırdığınız insanlar aracılığıyla kainatın üzerinize yüklediği bu tonlarca ağırlıklaki kötü enerji yüküne rağmen hala bir kaza yapmadıysanız, başınıza bir iş gelmediyse, sorunsuz şekilde hala yaşıyorsanız ona dahi şükredebilirsiniz. 

Hayır anlamadığım şey şu; bir kişinin istenmediğini anlaması için illa "siktir git" demek mi lazım? Nezaket de bir yere kadar, neyin kafasıdır bu? Bu kadar bencil, empati yoksunu, iradesiz ve korkak yaratıklar olmamalıyız. Hayvan değiliz nihayetinde, bizi onlarda ayıran bir beynimiz var, düşünme kabiliyetimiz falan var. Neden kullanmayalım yani o beyni nadasa mı yatırdık ne yaptık? O insanı hayatından çıkartmışsın, karşı taraf istemiş istememiş o ayrı ama acıklı bir yolla çıkartmışsın ve zerre umut vermemişsin giderken. Tamam yaptın bir bok ama haklı sebeplerin vardı, farklı yollardan devam ettiniz. Farklı yollara dağıldıktan ve karşı tarafın kendi yolunu bulmasına izin verdikten sonra senin yolun çakıllandı diye onun asfalt döktüğü yoluna neden tekrar göz koyuyorsun? Haftalar/aylar/yıllar sonra tekrar konuşma çabaları, git dedikçe daha çok gelmeler, istemiyorum dedikçe daha bir üstüne gelmeler, işi abartıp aleni yavşamalar, sorunun ne senin yani? 
Hadi sen empatiden nasibini almamış, doğuştan hasarlı bir hilkat garibesisin, karşıdaki adam gerizekalı mı peki? Zorla tükürttüğünü ve hatta kusturduğunu tekrar yalar mı o adam veya yalamak zorunda mı? Git dedikçe geliyorsun ve hatta psikolojik baskı kurmaya çalışmak yoluyla tekrar sana gelmesini sağlamaya çalışıyorsun falan da adam mecbur mu yani gelmeye? Belki harbiden bitmişsindir onun kafasında olamaz mı yani? Seni o insanın mevcut egonu kabartsın diye yaratılmış bir varlık olduğunu düşündürmeye iten şey ne? Neyin kafası bu hakikaten merak ediyorum. Ben de terkettim, ben de acı çektirdim, sonrasında ben de yalnız kaldım falan ama asla sırf canım sıkılıyor diye, egom değer kaybetmeye başladı diye, yalnız hissediyorum diye gidip o zamanında üzdüğüm adamı tekrar beni düşündürmeye çalışmadım. Egom yerine gelince gene giderim çünkü sadist miyiz bu kadar yani? "Bir ben önemliyim, öteki ne olursa olsun yarın ben iyileşince gene siktir olur giderim. Sonra o sağ kalır umarım ama kalmazsa da çok da fifi ve ben de elbette her halükarda selamette olurum. Bir de yalan sıkarım 'bir hataydı şu son olaylar, lütfen unutalım ve hatta ben unuttum bile.' derim ama asla da unutmam aslında. Lanet olsun ya çok güzelim/yakışıklıyım onca zaman sonra gene ayarttım alkışlar bana obaa nihahah" diyebilecek kadar alçalacak mıyız yani cidden? Bu özgüveni sağlayan nedir yani harbi anlamıyorum.

Bir bilen varsa açıklarsa sevinirim. Bunu yapanınız varsa burada "ben yapmıştım bunu" demez elbette bunca laftan sonra ama cevap kısmına anonim yazma opsiyonu da var nihayetinde. Havsalam almıyor, harbiden merak ediyorum bu sorunun cevabını. Söyleyecek iki kelamı, "ama onun da şusu busu vardır bir de şöyle bak" falan gibi bir lafı olan varsa lütfen çekinmesin. Meraklan bekliyor olacağım. Çok doldum, sizlerle de olayı paylaşmak istedim. Hala beni ikna edebilecek, düşünemediğim mantıklı bir sebep olabilir mi diye size soruyorum canlar. Varsa bir bileniniz, bir fikri olanınız buyursun söylesin. Yoksa da bu şahısların yatacak yeri harbiden yok demektir, hayatta başarılar diliyorum hepsine teker teker. Birilerinin iyi dileklerine ihtiyaçları var zira bu saatten sonra. Çav canlar. Bir sonraki yazımda yeni sitemde görüşmek dileğiylen, esen kalın! :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder