Selam size sevgili izleyicilerim, sizlerle bugün bir farklılık yapıp Barcelona dolaylarından buluşuyorum. Dünya sandığımız kadar büyük değilmiş, konseptim bu yönde olsun istedim d:
Evet ne diyorum, Barcelona'dan yazıyorum. Bir haftadan fazladır o ülke senin bu ülke benim geziyorum, sıla hasreti içinde kavruluyorum, vatan toprağı gözümde tütüy-- Neyse evet bu değil tabi aslen demek istediğim. :D Dünya sandığımız kadar büyük değilmiş sadece, yahut benim sandığım kadar değilmiş. İstanbul'dan yola çıktım, Yunanistandı, İtalyaydı, Fransaydı derken şimdi de güzide memleket İspanya'dayım. Her karışını gezmedim elbette ama hepsinden önemli yerleri gezdim, bir dek atladığım Paris var ki onu da dönüşte yapacağım ama sonuçta tüm bunlar yaklaşık 8 günümü aldı. Hep daha büyük hayal etmiştim sanırım. Başkalık hayal etmiştim bir de. Yüce filozof Nihat Doğan'ın da bahsettiği üzere benim koyunum Avrupa'nın koyunundan başka baksın istemiştim yahut Avrupa'lı koyun daha bir Avrupa'lı olsun istemiştim. Koyun her yerde koyunmuş ama canlar! Bizim evin orada bir zeytin ağacı vardı, şuan tam karşımda Barcelona'da da bir zeytin ağacı var, ben bir fark göremedim. Salak mısın ne beklediydin yani de diyebilirsiniz tabi ama insan daha bir başka umuyor sanki. Şehirler çoklukla farklı ama, o açıdan mutluyum elbet. :) Ama bir Yunanistan'dan fazla şey beklememek lazımmış cidden onu da görmüş olduk.
Neden dedim ben bunu? Efendim Yunanistan'ın çoğu yerine teşrif edebildim, misal Komotine yahut bizim bildiğimiz adıyla Gümülcine 1e1 Çanakkale. Hani nerede olduğuma emin olmasam, abuk alfabeyi falan görmesem Çanakkale'deyim diyebilirdim o derece benzer. Atina desen İstanbul gibi. Beyoğlu ile Sirkeci arasında gidip gelen bir yapısı var. Ha beğenmedim mi? Beğendim elbette güzel şehir, ama farklı değil. Bir İtalya değil misal, tırnak olamaz. Bir de Patras adında sahil şehri var ki mecburi istikamet olmasa asla gidilmemesi gereken bir yer gibime geliyor. Adriyatik üzerinden İtalya'ya giden gemiler Patras'tan kalktığı için mecburi olarak gidiliyor. Onun haricinde pek seveni olduğunu sanmıyorum. Çok sarı bir şehir. Toprak sarı, evler çatı dahil sarı, gökyüzünde toprağın tozu dolayısıyla sarı bulutlar dolaşıyor ve denizde dahi sarının etkisi var. Hiç benlik diyemem. Öte yandan Yunanistan ekonomik sıkıntıda diyedursun bir takım insanlar, halk baya bolluk içinde yaşıyor. Sefillik çeken devletin kendisi bence, halkın refah düzeyi hayli yüksek. Enteresan bir skalası var. Türk nüfusu sanılandan çok çok az, onca yerini gezdim 1 tane Türk bulamadım. Öyle de abuk. Gümülcine Türk mahallesi tadında gerçi, ama bizatihi tanışma yahut karşılaşma şansını Yunanistan'ın hiçbir kentinde yakalayamadım.
Sonrasında hayli acıklı bir Ankona yolculuğu vardı. Patras-Ankona arası gemi yolculuğu yaklaşık 22 saat sürüyor. Mavi hiçliğin ortasında garip duygular kaplıyor insanı. Çok küçük gibi, sonsuzluğun içinde kaybolmuş gibi, bir daha kara göremeyecekmiş gibi, filmlerde "kara göründüüüüü" diye bağıran sevinen insanları falan çok rahat anlayabiliyorsun 22 saatlik mavi hiçliği yaşayınca. Fena şeymiş, vapura bile bir dönem binmesem iyi gibi geliyor. Kara yolculuğu candır dedim 22 saatin sonunda :D Yolun sonundaki Ankona ise sevimli bir İtalyan sahil kasabası, emeklileri mutlu edebilecek cins. Ben tercih etmem, ama mutlu ededebilir yani aslında başka başka insanları. Benim şehrim Roma oldu şimdiye kadar, Roma bambaşka bir deneyim.. :)
Roma'ya vardığımızda 22 saatlik gemi ve ardından gelen 2 saatlik tren yolculuğunu tamamlamış, ölgün ve bitkin haldeydim. İstasyonda dost canlısı Lübnan asıllı bir İtalyan vatandaşı hostel sahibi bizi buldu ve bize hostel önerdi. İnsan durduk yere yanına yaklaşan insanları yadırgıyor başta, pek Türk işi değil malum düşününce, ama Avrupa'da işler başka ilerliyor. Normal bir vakıa imiş, bunu da görmüş olduk. Neyse velhasıl kelam, Roma'da rüya gibi bir 3 gün 3 gece geçirdim. İtalyan insanı inanılmaz sıcak kanlı, yardımsever. İngilizceleri çok iyi diyemem ama yardım etmek için seferber oluyorlar. İşaret dili elbette her yerde en büyük yardımcı :) İtalyan pizzası da gerçekten denenmesi gereken bir tat bence. Hamuru çok farklı, sosları, herşeyi değişik. Öte yandan aynı şeyi makarnası için söyleyemem, bence Türkiye'deki makarnalar da gayet hoş. Özel bir cazibe bulamadım. Giderseniz pizzaya odaklanın :D Onun dışında arabaları inanılmaz küçük. 4 kişilik araba kültürü İtalya'da, en azından Roma'da pek rastlanan iş değil. İki kişilik mini mini arabalar her yerde, motorlar ise arabalardan bile çok. 7-70 herkeste bir motor, enteresan cidden... Sonrasında İtalya gerçekten de ortaçağ mimarisini büyük bir ihtişamla yansıtan bir şehir. Kafanızı çevirdiğiniz her yer bir tarihi eser. Devasa tapınaklar, şelaleler, dikilitaşlar insanı büyülüyor. Basit bir marketin bile tavanında sanat eseri resimler var desem ne demek istediğimi anlarsınız sanırım :) Vatikan zaten bir sanat abidesi. Çatısına ulaşmak benim gibi klostrofobisi olan insanlar için daracık havasız merdivenleri ile ölüm gibi ama tepeye ulaşıldığında manzara çekilen çileye değiyor...
Venedik büyük ve turistik bir köy. Köy diyorum çünkü evler, yapılaşma, sokaklar her yerde bir köy havası var. Tek bir kara taşıtı mevcut değil, arabayı motoru falan geçtim, bisiklet dahi yok. Yalnızca kayıklar ve feribotlar var. İnsanların evlerinden araba garajı yerine tekne garajı var, alışılmadık bir görüntü :) Şirin bir yer ama çok pahalı. Venedik-Barcelona arası uçak almaya kalksanız 40€ iken, Venedikte 50 metrelik bir su yolunu deniz taksi ile katetmeye kalktığınızda 50€ istiyorlar. Cidden dudak uçuklatır pahalılıkta. Hosteller de keza aynı cins, kalmanızı tavsiye etmem. Zaten küçük bir yer, bir günde bitmeyecek yer değil. Ha ben sevgilimle gidicem romantizm yapıcam falan gibisinden fikirleriniz varsa orası başka tabi, o zaman da paralı gidin canımcıklarım ;) Milano pahalı ve lüks bir şehir, Genova çok gelişmiş keza ama mutlaka görün diyemem daha opsiyonel yerler bana kalırsa. Vaktiniz ve paranız varsa olayı yani. Çok param olunca bir gün Milano'ya sırf alışveriş için gidicem ama orası da net tabi ahahah :D
Sonrasında size biraz da güney Fransa'dan bahsetmek istiyorum. Fransız halkı genel olarak tam da bilindiği üzere faşizan bir halk. İngilizce konuşulmasından hoşlanmıyorlar, turislerden de pek haz ettikleri söylenemez. İngilizceyi hepsi biliyor, ancak hiçbiri asla konuşmuyor. İngilizce sorulan soruya anlaşılmadıklarını bile bile inatla Fransızca cevap veriyorlar. Hoş değil sevemedim o halkı, ondan mıdır bilmem ama güney Fransa'yı da sevemedim. Nice tatil cenneti, ama parası olanlar için. Hollywood filminden fırlamış gibi sokakları var. İnanılmaz lüks evler, arabalar ve muhteşem bir deniz manzarası. Ama insanları inanılmaz soğuk, arabasız pek gezen de yok zaten. Zengin mahallesine düşmüş istenmeyen insan hissi uyandırdı bende, ama dediğim gibi doğal güzellikleri muazzam haksızlık etmemek gerek. Nice-Barcelona arasında bir de zorunluluk dolayısıyla Montpellier de kalmak durumunda kaldık. Şirin öğrenci kenti aslen ama gece güvenli olduğunu söyleyemem. Hostelleri inanılmaz pahalı, en kıytırık hostel gecelik kişi başı 60€ istiyor ki içine kahvaltı bile dahil değil. Kalacak yeriniz yoksa ve mecbur değilseniz gitmenizi hiç tavsiye etmem. Sokakta kalmak zorunda kalıyorsunuz ki dediğim gibi geceleri sokak hiç güvenli değil. Ayyaşlar, tinerciler ve hırsızlar kol geziyor. Neyse ki biz kendimizi kurtaracak bir şans elde etmeyi başardık. Ortadoğu kültüründen fersah fersah kaçarken, Montpellier de en çaresiz anımızda yardımımıza Cezayir'li polisler yetişti. Onları bulamasak napardık bilmem.. Roma'da da en büyük yardımcımızın Lübnan asıllı olması ve bize tanıştırdığı diğer insanların da birinin Arap bir makine mühendisi, diğerinin ise Dubaili bir manken olması da cidden ironik yine :)
Ve bugün meşakatli bir yoldan sonra Barcelona'dayım, henüz gezme fırsatım olmadı. Buraya kadarki yolumda en sevdiğim, en yaşanabilir dediğim yer Roma.
İtalyan erkeklerinin de yine gezdiğim tüm bu yerler arasında açık ara farkla önde olduğunu söylemeliyim, Fransız erkeği halt etmiş halt! :D Roma bu yönüyle hem damağa hem göze, hem de gönle hitap eden bir yer, aman kaçırmayın :) Ha sorarsanız İstanbul'dan güzeller mi? Hangi güzel? İstanbul'dan güzel değil hiçbiri. Belki alışmışlık yada belki de sılada faşizan duygularım kabardı o da mümkün. :D Ama İstanbul'u hiçbirine değişmem sanırım. İkinci bir ülkede başka bir evim olabilecek olsa orası kesin Roma olurdu ama İstanbul da kolay vazgeçilebilir değilmiş, Avrupa başka ama benim koyunum olmasa da İstanbul'um da başka bakıyormuş onu anladım :)
Neyse seyahatnamemi şimdilik burada kesiyorum. Bir sonraki yazıma kadar ciao belle canlar!
p.s: ciao lafının bu kadar sevimli olduğunu İtalya'ya gidene kadar hiç farketmemiştim :)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder